İNSANI YENİDEN TANIMLAMAK!

Cengiz Akgün

Şimdilerde tanık olduğumuz ego patlaması, derinleşen bireycilik ve her yanı saran bananeci tavır, sadece kişisel bir ahlak sorunu değil; aslında miadını doldurmuş bir sistemin, kapitalizmin insan ruhu üzerindeki son yıkımıdır.

Bunu böyle görmek lazım.

Kâr hırsını kutsayan, insanı insana kurt kılan bu düzen, tükenişini gizlemek için bizi kendi küçük bencil dünyalarımıza hapsederken aslında demokratik toplumun temel taşlarını da yerinden oynatıyor.

Kapitalizmin insana dayattığı en büyük illüzyon, bireysel kurtuluşun mümkün olduğu yalanıdır. Daha çok para hırsıyla yanıp tutuşan, her ilişkiyi bir çıkar terazisinde tartan modern insan, aslında kendi yalnızlığını inşa ediyor. Çıkar ilişkilerinin bu denli kutsandığı bir ortamda, sevginin ve dayanışmanın yerini maliyet-fayda ilişikleri aldı. Bu durum, insanların ortak bir iyi etrafında birleştiği demokratik bir toplum idealini imkansız kılıyor. Çünkü gerçek demokrasi, sadece sandıkla bitmiyor; bireyin ötekinin hakkını kendi hakkı gibi savunduğu bir sorumluluk bilincidir.

Bu çürümenin en somut hali olan bananecilik, toplumsal bağların koparılmasının sonucudur. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığı, kapitalizmin sosyal hayata zehirli bir yansımasıdır. Dünyanın her yerinde kaynakların sınırsızca sömürüldüğü, emeğin değersizleştiği bu sistem artık sürdürülebilir değildir. Kapitalizm tükendikçe, toplumun demokratik reflekslerini de zayıflatmakta, insanları sadece tüketen ve itaat eden yığınlara dönüştürmekte.

Kapitalizmin bu ruhsal ve ekonomik tükenişine karşı gerçek alternatif, demokratik katılımın en üst seviyeye ulaştığı ve insanın insanı sömürmediği sosyalist bir uyanıştır. Sosyalizme giden bu yeni yol, gücün bir azınlıkta toplandığı değil, kararların kolektif bir akılla alındığı demokratik bir toplum inşasından geçer. Paranın mutlak iktidarı yok edildiğinde, egonun yerini dayanışma, çıkar ilişkilerinin yerini ise gerçek yoldaşlık ve demokratik katılım alacaktır.

İnsanın kendi özüne yabancılaşmadığı, emeğinin karşılığını aldığı ve her bireyin toplumsal yönetimde söz sahibi olduğu bir dünya hayal değil, zorunluluktur. Bananeciliğin yerini toplumsal sorumluluk, egoizmin yerini ise kolektif bilinç aldığında, kapitalizmin yarattığı o yıkıcı enkazın altından yeni bir yaşam filizlenecektir.

Kurtuluş, tek başına tırmanılan bir başarı merdiveni değil, demokratik ve eşitlikçi bir düzende el ele verilerek kurulan bir sofradır. Gelecek, paranın hırsıyla körleşenlerin değil, özgürlük ve yeni bir hayat için kalbi atanların olacaktır.