HAYATI SORGULAMAK

Tuncer Altunbulak

Doğu illerimizin  birinde  büyük bir şehirden gelmiş iki kişi köyleri dolaşmakdadırlar.

Karlı tipili bir gündür çünkü mevsim kışdır.  Bu işi bir köylünün kızağıyla yapmaktalar.

 İlk bir köye yaklaşırlar köyün kenarında  kadın kız çoluk çoçuk ağlaşmaktadırlar.

O gece o köyde büyük bir yangın olmuştur, çoğunun evleri ve hayvanları yanmıştır.

Adamların gözü topluluğun dışında duran zayıf uzun boylu yaşlı bir kadın takılır.

Kadın zılgıt atıp ağlamaktadır arada ne yapıp ne yiyecegiz, bu kış gününde nerede nasıl barınacağız.

Adamlar bu bir deri bir kemik kalmış kadının yanına yaklaşırlar,  konuşmak isterler ama kadın konuşmaz yani konuşamaz.

Adamları en çokta kadının kucağındaki bebek etkiler, bebeğin acılı sesi yürek dağlamaktadır.

Kadının eşide ölmüştür yangında,  kadın ençokta yanan ineğine ağlamaktadır.

Anadolu da inekler bazen eşlerden çok daha önemlidir çünkü insanların ve çoçukların yaşamaları ineklerin sütüne bağlıdır.

Kadını biraz anlatmak istiyorum. Kadın aslında 30 yaşındadır ama yoksulluk ve acılar onu 70 yaşındaymış gibi göstermektedir.

Çenesi uzamış, saçları ağarmış, beli bükülmüştür. Adamlar kızakçıya bebeğin neden hiç durmadan ağladığını sorarlar.

Arabacı bebek işte bebekler ağlarlar, yanlarında bu sözleri duyan başka bir kadın; (o bebek aç  o kadınında zaten sütü yok çünkü kadın da aç, kadının sütüde yok çünkü o kadının göğüsleri yok inekleride yandı. Anadolu da köylü kadınlarının çoğunun göğüsleri yoktur. Yoksulluk  ve doğa onları bu hale getirmiştir) dedi.

Bu yazıyı yazarken ingiliz kralçesi Viktoya bir sohbet sırasında dostlarına mutsuz olduğunu söylemiştir.

Eğlenemiyorum, mutsuzum der, dostları bu sözüne çok üzülürler çünkü onu hep mutlu görmeye alışmışlardır.

Kraliçe'nin gizli yaşamının altında kim bilir neler vardır,  belki de çok doygunluktandır.

(İşte iki kadın, biri bir kraliçe diğeri de yoksul bir kadın) 

Adalaetsizlik böYle bir şeydir.  Dostoyevski  bir romanında yoksulluğu sorgular.

Yoksul bir adama adama sen neden yoksulsun der adam bu benim kaderim der.

Yazar adama seninle aynı ülkede yaşıyorum. Ben ama ben çok zenginim,  bu neden böyle  adam o da senin kaderin der.

Adam bu işi kader olarak bilmektedir. Yönetenler böyle bilmesini istemişlerdir.

Böyle bir eğitim vermişlerdir,  yazar adama bu senin kaderin değil çünkü bu ülkede zenginleri var.

Zenginleştiriyor  var rusyanın en verimli topraklarını onlara verdi.

Seni de onlara köle etti.  İşte bu yüzden Tolstoy ''özel mülkiyet buyük bir adaletsizliktir'' der.

Dünya da iki tür insan var, ''Çivi olanlar ve çekiç olanlar'' bir ozan ya örs olacaksın ya da örse çelik rus cariyesi katarınaya göre eğitim halkın imparatöre sarsılmaz bir bağla bağlanmasıdır.      

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.