Göğe Bakalım

Halil Yeni

Ne sizin zulmünüz bitti ne biz sevmekten vazgeçtik. Eşitsiz bir kavgaya giriştik yıllar boyu. En adi silahlarınız ve insanlarınızla geldiniz. Bizse elde çıplak bir onurla direndik. Tanık olmadık hiç, ağızlarınızdan bir gün tek güzel kelime duymadık. Tersine ayrıştırdınız, hedef gösterdiniz kin ve nefret tohumları ektiniz insan beynine. Ömrü ezilerek geçen, mutsuz, umutsuz, sırtı eğik insanları da yanınıza alarak; sizden güçsüzleri ‘’ezin’’ dediniz. ‘’Yok sayın’’ dediniz farklılıkları. ‘’Yok edin’’ dediniz azınlıkları. Yetmedi kendi ellerinizle yok ettiniz. Yakın tarih yüzlercesine şahit.

 

Bir gün türkü dinlemedik sesinizden televizyonlarda. Bir kere sokaklarda şiir söylemediniz. Elleriniz cebinizde ıslık çaldığınız dahi görülmedi hani. Şöyle beyninizi verip konuya ''şu güzelim yeryüzünü daha yaşanılır nasıl kılabiliriz'' demediniz. Ölüm ve zulüm söylevleri döküldü dilinizden. Boğazınızın damarları saçıldı ortaya bağırmaktan. Tehditler cabası. Uzun uzun konuştunuz hepsi birbirine benziyordu. Hiç sustuğunuzu da görmedik ya. Hep siz konuştunuz. En çok siz konuştunuz. Durmadan siz konuştunuz. Bize kelime dağarcığında yer kalmadı.

 

En doğru düşüncelerin beş para etmediği, akılcı sorgulamaların kar etmediği, mantığın anlamını yitirdiği böyle kifayetsiz bir düzendeyiz şimdi. En hakkaniyetli cümleler dökülse de kalemimizden kâğıda, dilimizden kulağınıza, ne kıymeti var. Nasıl bir taraflaşmadır ki sizin için sizden olmayan herkes gibi hep ve her konuda ‘’teröristiz.’ Dört kitapta adı geçen yer burası sanırım, artık haklının değil güçlünün hüküm sürdüğü cehennemdeyiz. Ve övüne de bilirsiniz, bu sizin eseriniz.

 

Sizleri alkışlayan eller açlıktan sürünürken, alkışlamayan elleri öldürdünüz. Oysa eşitliğin, özgürlüğün, kardeşliğin ve tokluğun en büyük erdem olduğu kısacık bir ömrün içindeyiz. Ama siz boyun eğmeyi, suskunluğu, biat etmeyi önerdiniz. Dayattınız. Yetmedi yasalar çıkarttınız, neye elini kaldırdığını dahi bilmeyen bir şuursuz toplulukla. Ve hep üstün geldiğiniz o gürültü, patırtıyla.

 

Biz insanlık tarihinin kahramanlarını ve birikimlerini dilden dile aktarıp nesilden nesile yaşatırken, sizin adınız değişti, unutuldu gitti. Yüzünüz değişti, sesiniz değişti, başka insanlar geldi yerinize, yaptıklarınız hiç değişmedi. Hatta bazen arar olduk eskileri. Daha nasıl ifade edilir bilmiyorum işte öyle yıldırdınız bizleri.

 

Yorulduk. Çok yorulduk da kendimize bile bunu itiraf edemedik. Sussak korkak gibi hissettik kendimizi, gururumuza yediremedik. E! konuşsak da kar etmedi. Bizden önce gidenlere adanmış bir vefa borcuydu inadına yaşamak. Bu yüzden her sabah kalkıp ilk yolduğunuz çiçeklere su verdik.

 

Şimdi sokağa adımımızı attığımız an somurtkan yüzüyle karşımıza çıkıyor kötülük. Kuaföre gidiyorsun senden önce gelmiş dedikodu yapıyor. Ekmek alacaksın o sipariş kuyruğunda. Sokaktan adımını çekiyorsun, asgari müşterek yaşamakta yetmiyor ki. Televizyonu açıyorsun, siz çıkıyorsunuz her kanalda. Kötülük saçılıyor evin ortasına. Radyoda kötülük çalıyor her saat başı. Gazeteler manşet atıyor büyük sütunlarla.  

 

İyi ile kötünün savaşında kötülük işgal ederken her yerimizi, karanlık sünger gibi emerken aydınlığı içine, alışmak istemiyoruz yapılanlara. Teslim olmayı da yediremeyince hayatımıza, deli bir açmazın içinde buluyoruz kendimizi. Bundandır her sabah sesli sesiz bunu sorguluyor uğultular. Bundandır her aksam bu düşünce gelip konuyor aklımızın dalına. Konferanslar bunu konuşuyor ki bilinsin, Sohbetlerde bunu arıyor ki gidilsin. Umut, umut, umut neredesin? Ne olur sonra biliyor musun? İşte o gecenin en karanlık anında bir ışık parlıyor uzaklarda. Bakıyorsun ki bu kez umut şekil değiştirmiş, umut başımızı öne eğmeye çalışanlara karşı Turgut Uyarın dizleri olanlarda, Umut göğe bakanlarda.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.