Bütün devrimlerin kökleri, 1660’da gerçekleştirilen İngiltere Sanayi Devrimi’nin felsefesindedir. Yapılan her devrimin genel karakteri akıl ve bilimdir. Yenilikçi fikirleri sosyal şartlardan bağımsız düşünemeyiz. Yine Aydınlanma’nın ilk formları İngiltere’deki fabrikalarda atılmıştır.
Mutluluk bir efsanedir; aslında yoktur ama insanlar varmış gibi düşünürler çünkü işlerine böyle gelir. Paranın bütün kötülüklerin anası olduğu düşünülür. Tam olarak doğru değildir. Kötü olan para değil, paranın çıktığı kaynaktır.
Yarının bugünkü gibi olacağını düşünmek cahilliktir. Cahiller, merak etmemeleri ve düşünmemeleri gereken şeyleri merak eder ve düşünürler. Kimileri de zaten hiç düşünmezler.
ABD’nin kurucularından Thomas Jefferson, yüzlerce kölesi olan biridir ama hep adaleti ve eşitliği dile getirmiştir.
Sevgili okurlar, bilgi dediğimiz ve herkesin de bilmesi gereken önemli bilgiler bunlar. Elbette ki ben biliyorum, siz bilmiyorsunuz demiyorum. Bütün bunları herkesin bilmesinde fayda vardır. Bilgi edinmenin en önemli yollarından biri elbette ki araştırmaktan ve merak etmekten geçiyor.
Ülkemizin yoksulluktan, karmaşalardan ve emperyalist sömürülerden kurtulmasının tek yolu var: O da okumamız, araştırmamız ve bilgi edinmemizdir. Bunu başaramazsak, yüzlerce kez söylediğim gibi, yoksulluklardan ve kötülüklerden asla kurtulamayız. Hep birileri gelsin, bizi kurtarsın diye yolunu bekleriz. Böyle birileri asla gelmez.
Herkesin bilmesi gerekir: Biz bu dünyaya niye geldik, niye varız ve nereye gidiyoruz? Bunun mutlaka cevabını bulmamız lazım. Bizi doğru yola, mutluluğa ve güzelliklere götürecek olan, bu sorulara bulduğumuz cevaplardır.
Benim görevim, bunları söyleyerek umutlarını yitirmiş insanların umutlarını diriltmek ve kocamış yürekleri cesaretlendirmektir. Bütün bunları aklımızı kullanarak yapacağız. Aklımızı kullanmanın yolu da okumaktan ve araştırmaktan geçmektedir.
Herkes hemen hemen bilir ama bir defa daha ben söyleyeyim: Bilgisiz, görgüsüz, cahil insanlar tarih boyunca hep bilgili insanların kölesi durumunda olmuştur.
Yapılan bir araştırmada ülkemiz, en bilgisiz ülkeler sıralamasına girmiştir. Dünyaca ünlü ressamlarımız, tiyatrocularımız, müzisyenlerimiz, fizikçilerimiz ve doktorlarımız var ama ne işse yoksulluktan ve cahillikten bir türlü yakamızı kurtaramadık. Bunun sebeplerinden birisi de aydınlarımızın, entelektüellerimizin halkın yanında değil, genelde iktidarların yanında olmasıdır.
Ya okuyacağız, araştıracağız, genel kültürümüzü geliştireceğiz ya da gelişmiş ülkelerin bilgi birikimi olan insanların bize yardım etmelerini bekleyeceğiz. Bu, çok basit ve olması gereken bir şey değil.
Dinlememiz gereken müziği, söylememiz gereken sözü bağımlı kaldığımız ülkeler söyletirler bize. Bize faydası olmayan dizileri, filmleri izletirler.
Sevgili dostlar, cahillik üç türdür: Hiçbir şey bilmeyenler, kendilerine faydası olmayan kötü şeyleri bilenler, sonuncusu da hiç bilmemesi gereken, kendilerine yararı ve faydası olmayan şeyleri bilenlerdir.
Bir Fransız yazar, “Fransa, dünyadaki en uygar, en medeni ve en görgülü insanların yaşadığı ülkedir.” demiş. Bir Türk yazarı neden böyle bir şey söylememiştir ya da söylemez? Bunun nedenini elbette ki yazarlar, çizerler değil, halk olarak biz düşüneceğiz.
Türk halkı neden bir Rousseau, bir Voltaire, Tolstoy ya da Dostoyevski veya edebiyata mal olmuş Shakespeare gibi bir yazar çıkaramamıştır?
Kant, “Çok ciddi bir denemeden sonra kendiniz için kullanılmaya, inanılmaya değerli olan şeyi kabul edin.” demiş.
Felsefe, son amaçlarını gösteren bilgelik fikridir. İnsan, yaptığı ve yapmak istediği her şeyi aklıyla ölçer, biçer, sonra yapar. Kitaplar bilgimizi artırır ama yanına akıl eklemeyince onları yeterince anlayamayız.
Her şeyin bir yasası olduğu gibi doğanın da bir yasası var. Doğada işleyen her şey bu yasaya göre işler. Yapılan ve var olan her şeyin bir anlamı ve bir sebebi vardır. Zehirler bile başka zehirleri yok etmek için kullanılır. Ve daha gibi gibi…
Tekrar etmekte fayda var: Herkesin bilmesi gereken bilgilerdir bunlar. Doğa ve kâinat hakkında bilgimiz olmasa asla onunla mücadele edemeyiz. Yeryüzünde bizim bildiğimizin dışında yüzlerce hayat şekli vardır.
Mesela herkesin kazandığı, mutlu olduğu, barışın, sevginin ve özgürlüklerin yaşandığı bir hayat… Bizim istediğimiz de böyle bir hayattır. Sözünü ettiğim bu güzellikler kapitalistlerin kulaklarına hoş gelmese de yasaklamaya kalksalar da halk böyle bir hayatı ister. Buna hiçbir güç engel olamaz.
Baştan beri söylediğim gibi, böyle bir hayatı kurmak bilgiye, araştırmaya ve istemeye bağlıdır. Bugüne kadar halk olarak böyle bir hayat kuramadıysak bunun farklı farklı sebepleri vardır. Ama sevgili okurlar, en önemli sebep de halk olarak böyle bir hayatı bilmediğimiz ve istemediğimizdir.
J. J. Rousseau bunun ismine “Toplum Sözleşmesi” demiş. Yine Kant, “Çok ciddi bir denemeden sonra kendiniz için kullanılmaya değerli bulduğunuz şeyi kabul edin ve yaşayın.” demiş.
Bir şeyi iyi ve kötü yapan, içimizdeki bilgiler ve eğilimlerdir. İçimizdeki bilgiler iyiliğe ve güzelliğe yönelikse, aklımızla da ölçüp biçmişsek ve bize faydası olacağına inanmışsak, hayata geçirmemiz gerekir.
Ülkemizde yüzyıla yakındır eğitim olarak kabul ettiğimiz kötü eğitimler, halkı çok önemli güzelliklerden mahrum etmiştir.