Gebze Ticaret Odası’nın bir süre önce sona eren seçim süreci; meclis üyeleri ve yönetim kurulu üyelerinin de belirlenmesiyle tamamlandı. İnşaat Mühendisleri Odası Gebze Temsilciliği Başkanı Ahmet Kadı ve Makine Mühendisleri Odası Gebze Temsilciliği önceki dönem başkanı, günümüz MMO Kocaeli Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sinan Yücel önce meclis üyeliğine seçildi. Meclis üyelerinin katılımı ile gerçekleşen bir diğer seçimde ise Sinan Yücel yönetim kuruluna da girdi.
Sadece İMO Gebze ve MMO Gebze ile sınırlı değil;
Mimarlar Odası Gebze Temsilciliği ve Gebze’deki Gıda Mühendisleri Odası Kocaeli Temsilciliği ile birlikte TMMOB Gebze Bileşenleri - Bileşenlerin arasında Elektrik Mühendisleri Odası – EMO Gebze Temsilciliği de yer alıyor ancak son yıllardaki ölü toprağını hala üzerinden atabilmiş değil.- gerek geçen dönem gerekse bu dönem iki önemli ve yakıcı konuda her daim kamuoyunda gündem oluşturmasını bildi. Bunlardan biri öncesi ve sonrasıyla doğal afetler, bir diğeri iş sağlığı ve güvenliği – İSG…
ÇOK SESLİ BASIN AÇIKLAMASI
TMMOB Gebze Bileşenleri; Bartın, Amasra’daki maden faciasına dair önceki pazartesi günü akşamı bir araya geldi. Çok sesli basın açıklamasında önce bileşenlerin ortak açıklaması, GIDAMO Kocaeli Temsilcisi Sema Olkun Kopal tarafından okundu. Ardından Mimarlar Odası Gebze Temsilciliği Başkanı Cenk Elgin ve MMO Gebze Temsilciliği Başkanı Barış İnce ile birlikte Sema Olkun Kopal ve Ahmet Kadı’nın değerlendirmelerini dinledik ve üç gün üst üste aktardık. O toplantıda Kadı’ya GTO yönetimi ve meclisindeki temsillerini hatırlatarak, “Bu konumun özellikle İSG konusunda, üstelik bu tür önlemlere giderlerinden ötürü çok da sıcak bakmayanların - o veya bu sayıda- en basitinden üye bazlı varlığının da bilindiği GTO’ya ne tür bir yansıması olacaktır?” diye de, sormuş olduk bir kere!
“Gebze Ticaret Odası şehrin değerlerinden biridir. Şehre bir ivme, vizyon, çehre kazandırabilir. Doğru atılım ve yatırımların öncüsü olabilir. Taşı doğru yere atacağız.
1999 depreminden üzerinden bunca zaman geçmiş olmasına rağmen biz de afet yönetimi konulu halka ve üyelere açık eğitimlerimize 10 yıl önce (2012) ancak başladık. Kendimizi eleştirmemiz gerekiyorsa kendimizi eleştirelim. Şehrin dinamiklerini, siyasetçileri eleştirmemiz gerekiyorsa eleştirelim. Hiç kimse kusura bakmasın. ‘Bugün değil’ denecek olursa hayır bugün, tam da zamanı.
‘Bugün eleştirmemeliyiz. Bugün acımız var’ türü bir refleks geliştiriyoruz. Sizin acınız var da biz kına gecesine mi gidiyoruz? Biz mutlu muyuz? Acı zamanında acı ile yoğrulmamışsa eleştiri samimi değildir, eleştireceğiz. Biz son 10 yıllık dönemde şehrimizde bir kültür oluşturduk. Bu şehirde yaşayan herkes durumun farkında. Afet yönetimi tabirini bu şehre, bürokratlara, yöneticilere, siyasetçilere anlattık. Emin olun ki kimsenin bundan haberi yoktu, yöneticilerin dahi.
Afet toplanma alanlarından yönetenlerin dahi, haberi yoktu. Belediyelerin birini bir toplantıda eleştirip afet sonrası toplanma alanları olmadığını söyledik. Bize bir harita verildi. Sahaya çıkıp bir baktık. Bir çoğu park olmuş, üzerinde çocuklar sallanıyor. Bir kısmı bina olmuş. Bir kısmı bir binanın dibinde kalmış. Mümkün değil, toplanma şansın yok.
Burada etki alanınızı çapınızı ne kadar genişletebilirseniz ve ne kadar sermayeciye, yatırımcıya kanalize edebilirseniz bu işin yapılabilirliği artar. Bu şiardan yola çıkarak, ticaret odasını da işin içine sokarak son 10 yılda bu şehirde bir afet yönetimi olgusu oluşturduk.
2011’de Soma’da 301 madenciyi, canı kaybettiğimizde afeti, o afet olmadan riski yönetebilseydik biz 301 kişi bugün aramızda olacaktı. Elbette ölüm fıtratta var, iş kazası fıtratta yok. Ya da başkanın tabiriyle, biz mühendisiz, alt yapısı olan insanlarız. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak bizim harcımız değil. Ama daha önceki tecrübelerden edindiğimiz bilgilere dayanarak; bunlar iş kazası değil kapital cinayetler.
Biz Soma’da riski yönetebilseydik Ermenek; Ermenek’te riski yönetebilseydik Amasra olmayacaktı. Ama riski yönetemedik. Biz yine TMMOB unsurları olarak, Allah göstermesin ama öyle demek çok inandırıcı bir talep değil. Yine TMMOB unsurları olarak biz ve siz basın, bir gün çıkıp yine birilerini lanetleyeceğiz. Mina’da şeytan taşlar gibi birine taş atacağız. Ama şeytanın bundan haberi bile olmayacak.
Biz ticaret odasını da hareketlendirdik TMMOB olarak. Onlar bu ivmemize karşılık verdi. Biz sadece ticaret odasına değil bir sürü kuruma, siyasetin de içinde olduğu bir sürü kuruma gittik. Ama özellikle afet yönetiminde bizimle hareket eden kurum ticaret odası oldu. Bir kere teşekkür edeceğiz. Ne kadar ileri götürebileceğiz, bakacağız.
Artık yönetimlerde, meclislerde, komitelerde ciddi oranda mühendis, mimar yoğunluğu var. Bizim bir ivmemiz var ama belli ki artırmak gerekiyor. Fakat burada büyük sorumluluk, -sansür yasası nisanda yürürlüğe gireceğine göre nisana kadar sallayabiliriz tamam-, buradaki büyük sorumluluk ülkede var olagelen afetlerden söz ediyorum. Sorumluluk kimin, buna kim göz yumuyor? Olan şeyin tekrarlanmasına kim müsaade ediyor? Kastamonu Bozkurt’ta aslında önlenebilir bir sel felaketi yaşadık. Ne yaptık peki? Aynı yere bir şehir inşaat ettik ve dolduruyoruz o şehri. O afetin ertesi günü aynı afet olsaydı kimseye bir şey olmazdı çünkü şehir boştu. Ama biz şehri dolduruyoruz ve 30 sene sonra gene aynısı olacak.
İnsanlar kendisini tabiatla sınamaya devam ettiği sürece hep kaybeden tarafında olacak.”
**
17 AĞUSTOS DEPREMİ SONRASI DENİZ DOLGULARI!
Doğa Gölcük’ten aldığını Darıca
ve Eskihisardan’dan da alacak!
- 17 Ağustos depreminde Gölcük’teki tüm deniz dolgusunu, denizin geri aldığına tanık olduk. 1999’dan sonra da Darıca’da, Eskihisar’da denizi doldurduk. Ne olabilir?
- Eskihisar ve Darıca’da 17 Ağustos sonrası yapılan deniz dolgularında da sonuç aynı, Gölcük gibi olacak. Ve biz söyleyince bu kaderci yaklaşım bize, ‘Gaipten haber veremezsiniz’ diyor. Biz de, ‘Gaipten haber vermiyoruz. Geçmişe bakıyoruz’ diyoruz. Tarih tekerrürler zinciridir. Ne olduysa gene aynısı olacaktır.
Biz bilimi temsil eden, bilim altyapısıyla söylediğini söyleyen bir odayız. Bunun böyle olacağını Çaykara’da Cinci Hoca söylemiyor. Bilim söylüyor.
Bilim diyor ki, ‘Biz bu yönetim şekliyle, bu kaderci, riske değil de afete müdahale eden yönetim şekliyle daha çok enkazdan, maalesef ölü çıkartacak ve bununla gurur duyacağız. Ben bir ara bunu söyledim. İçişleri Bakanımız bir teknolojiden bahsetti ve, ‘Enkaz altında yaralılarımızı ya da istemeyiz ama ölülerimizi çok daha kısada çıkartacağız’ dedi ve bundan gururla bahsetti. Bu ne demek ya? Enkaz altı ne demek? Böyle bir şey yok.
ALLAH’IN TAKDİR ETTİĞİ
ŞEKLİYLE ÖLMEK İSTİYORUM
Bizim ütopyamız bu değil. Bizim ütopyamız depremde enkaz olmaması. Hiçbir yavrunun babasız, hiçbir babanın evlatsız kalmaması. Hiç kimsenin ocağına o ateşin düşmemesi. Yine söylüyorum: Ölüm hepimizin fıtratında var. Müsaade ederseniz bana; Allah’ın takdir ettiği ölüm şekliyle öbür tarafa gitmek istiyorum. Emperyalist dayatmanın beni zorladığı ölüm şekliyle toz içinde, kir pas içinde ölüp gitmek ve bundan da birilerini primlendirmek istemiyorum.”