"Haber yapsanıza şu konuyla ilgili, gündeme getirin..."
Ardından da hemen o bilindik, kolaya kaçan ve haksız itham eklenir:
"Tabi yapmazsınız, korkuyorsunuz, gıkınız çıkmıyor!"
Türkiye’de gazetecilik yapmanın, özellikle de gerçeği eğip bükmeden, birilerinin çıkarlarına alet etmeden yazmaya çalışmanın ne denli ağır bir bedeli olduğunu en net özetleyen cümlelerdir bunlar. Dışarıdan bakıldığında her şeyin çok kolay ve masum olduğunu sananlar, mesele klavyenin başına geçmeye, o haberi kamuoyunun önüne koymaya geldiğinde birdenbire sessizliğe bürünürler.
İşin en acı ve ironik yanı da burada başlar. Günlerce "Yazın bunu, sesimizi duyurun" diye feryat edenler, o haber yayınlandığı anda ortada yokturlar, adeta tüymüşlerdir.
Sorundan muzdarip olan kitleler, haberi kaleme alan, o riski göze alan gazeteciye sahip çıkmaz, en ufak bir destek bile vermez. Gazetecinin yazdığı bir cümle yüzünden hapse girmesi, birilerinin hedef göstermesiyle baskıya maruz kalması ya da işinden, ekmeğinden edilmesi o "haberi yap" diyenlerin zerre umurunda değildir. Onlar için gazeteci, sadece kendi ateşlerini maşayla tutma aracıdır; ateş bittikten sonra maşanın ne hâle geldiğinin bir önemi yoktur.
Bu tablo, Türkiye’de gazeteciliği tam anlamıyla bir cenderelik ve tehlikeli bir meslek haline getiriyor. Ancak bu zorluk elbette her gazeteci için geçerli değil.
Güç sahiplerine pas atan, kalemini güç odaklarının veya çıkar gruplarının emrine veren yalaka ve yandaşlar için gazetecilik harika bir meslek. Onlar için bu iş "Ne kadar para, o kadar köfte" ilişkisinden ibaret. Onlara her kapı sonuna kadar açık, sırtları hep pek. Çünkü onlar gerçekleri yazmak yerine, birilerinin duymak istediklerini yazarak toplumu manipüle ediyor ve yanıltıyorlar. Gerçeği örtbas ettikçe ödüllendiriliyorlar.
Ne var ki, mesleğin onurunu korumakta direnen bir avuç gerçek gazeteci için durum bambaşka. Onlar işsizlikle, yetersiz maaşlarla, mobbing ve her türlü zor koşulla her gün yeniden karşı karşıya kalıyorlar.
Gerçek gazetecilik, konfor alanlarından "Haber yapın" diye talimat yağdıranların değil; riskin tam ortasında durarak kalemini satanlara inat bükülmeyenlerin omzunda yükseliyor. Toplumun, bu mesleği icra edenlere karşı daha vefalı ve bilinçli olması, en azından bir haberi okuyup geçmek yerine o haberin ardındaki emeğe ve cesarete sahip çıkması gerekiyor.
Çünkü susturulan sadece gazeteci değil, bizzat halkın haber alma hürriyetidir. Ve gerçekler, ne kadar zor koşulda yazılırsa yazılsın, bir gün mutlaka yolunu bulur.