Gamsız Hayat

Ahmet Rıdvan

Candan Erçetin, birçok açıdan örnek alınacak güzel insan. Geçen gün sabahtan akşama kadar Gamsız Hayat şarkısını dinledim. Bazen şarkılar insana iyi geliyor. Yemek ve su gibi, bazı şarkılara da ihtiyaç duyabiliyor insan.

Şarkının sözlerinin bir kısmı şöyle:

“Çok mu dertsiz duruyorum uzaktan bakınca?
Çok mu kalender sandınız dert anlatmayınca?
Çok mu güçsüz duruyorum derdimi paylaşınca?
Çok mu çaresiz dersiniz, dertten ağlayınca?”

Şarkıyı dinlerken düşündüm; aslında bu sözlerde biraz da toplumun yapısı anlatılmıyor mu?

Önyargılar, ihtiraslar, hırslar, egolar, dertler...

Aslında gelmek istediğim yer şurası: Kimsenin derdi kimseyi ilgilendirmez, evet. Ama herkesin kendince bir derdi yok mu? Hatta biz genel olarak dertli bir toplum değil miyiz?

Neden? Çünkü bizim biraz da dertten beslenen bir yapımız var.

Mesela benim annem... Önce her şeyin en kötüsünü düşünür. Daha ilk cümlesinin pozitif olduğunu pek duymadım. Belki korunma içgüdüsüyle yapıyor, bilmiyorum. Mantık herhalde şöyle: “Kendimi önce kötüye hazırlayayım. İyi olursa mutlu olurum, kötü olursa da nasıl olsa önceden üzüldüğüm için yarısı gider, yarısı kalır.”

Aslında bunun sadece benim anneme özgü olduğunu da düşünmüyorum.

Biraz çevrenize bakın. Birine yeni bir iş kuracağınızı söyleyin, önce batma ihtimalini anlatır. Bir yatırım yapacağınızı söyleyin, paranızı kaybedebileceğinizi hatırlatır. Çocuğunuzla ilgili güzel bir gelişme anlatın, hemen arkasından “Aman nazar değmesin” gelir. Çok gülseniz “Çok güldük, başımıza bir şey gelmesin” deriz.

Mutluluğun bile arkasından gelecek kötü bir şeyi bekliyoruz.

Belki bunda yaşadığımız toplumun, coğrafyanın ve dönemin payı var. Savaşlar, darbeler, ekonomik krizler, depremler, siyasi çalkantılar, bir gecede değişen hayatlar... Nesilden nesile aktarılan bir tedirginlik hali oluşmuş olabilir.

Daha ortada sorun yokken sorun çıkmasına hazırlanıyoruz.

Belki de bu yüzden bizde “gamsız” kelimesi bile biraz tuhaf karşılanıyor. Gamsız insanı bazen sorumsuz, dünyadan habersiz, hiçbir şeyi umursamayan biri gibi görüyoruz. Çünkü gam çekmek sanki hayatın doğal hali, hatta biraz da olgunluğun göstergesi olmuş.

Oysa herkesin bir derdi var.

Parası olanın başka, olmayanın başka. Evli olanın başka, yalnız olanın başka. Çocuğu olanın başka, olmayanın başka. İşverenin başka, çalışanın başka. Gencin başka, yaşlının başka...

Uzaktan baktığımızda hayatını çok düzgün, rahat ve hatta imrenilecek şekilde yaşayan insanların bile kendi içinde verdiği mücadeleleri bilmiyoruz.

Belki Candan Erçetin de şarkıda bunu söylüyor:

Hayat herkese başka bir yerden dokunuyor.

Kiminin hesabını parayla, kimininkini sağlıkla, kimininkini ailesiyle, kimininkini yalnızlıkla, kimininkini geçmişiyle görüyor.

Ve galiba bizim yaptığımız en büyük hatalardan biri, kendi derdimizi çok büyük, başkasının derdini ise uzaktan baktığımız kadarıyla küçük görmek.

Oysa insan dediğin biraz da taşıdığı, ama herkese göstermediği dertlerden oluşuyor.

Asıl esele gamsız bir hayat yaşamak değil.

Zaten öyle bir hayat da yok.

Amaç şu olmalı;

hayatın herkese kurduğu başka başka oyunların arasında, henüz başımıza gelmemiş dertleri de sırtımıza yüklemeden yaşayabilmek.