Futbolun batağı

 

Hafta sonu, biraz değişik bir konu olsun diye düşünürken, futbol dünyasının skandalı sayılabilecek haberi okuyunca, ‘yazmam gerek mutlaka’ dedim.

Başlığa takılabilirsiniz, çünkü batak gerçekten büyük. Biraz sabırla okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Futbol ‘tarlada değil borsada oynanmaya’ başladığından beri, ne adalet duygusu kaldı ne de hak hukuk anlayışı.

Bu duyguyu, 2. Lig'deki Tuzlaspor’un, Fenerbahçe ile Kadıköy Rüştü Saraçoğlu Stadyumu’nda oynayacağı Ziraat Türkiye Kupası grup maçına  500T etiketli halk otobüsü ile gideceği haberini okuyunca derinden ve yeniden yaşadım.

Çünkü,

Bir yanda, devletin Süper Lig kulüplerinin 3.5 milyar lirayı bulan borçlarının 3 devlet bankası tarafından üstlenilmesi ve 10 yıl gibi orta vadede düşük faizlerle yeniden yapılandırılması için hazırlık yapması, diğer yanda Tuzla’dan Kadıköy’e halk otobüsüyle gitmek zorunda kalan futbol takımı.

Nasıl, denk kuvvetler mücadelesi ama değil mi ?

Dönelim şu devlet bankalarının jestine…

Süper Lig'in sözde 4 büyük takım olan Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor’da, yöneticilerin beceriksizlik ve yolsuzlukları sonucu ortaya çıkan astronomik borcun faturası, bu kararla yine halkın sırtına yıkılacak.

Karar, UEFA'nın Türk takımlarını Finansal Fair Play kurallarına uymadıkları gerekçesiyle Avrupa kupalarından men edebileceğine dair işaretlerin ardından geldi.

Yani, Türk futbolunu Avrupa’dan yoksun bırakmamak için…

Hani, ‘söz konusu vatansa gerisi teferruattır’ deyimi var ya birden onu anımsadım. Yeter ki, anlı şanlı bu 4 büyük (nasıl büyükler o da tartışılır ama) futbol takımı ülkemizi şartlar ne olursa olsun Avrupa arenasında temsil etsin, gerisi önemli değil demeye getiriyorlar.

Öyle ya, yoksul ve emekçi halkımız, nasıl olsa bu faturayı da öder. Hem de, itirazsız…

Spor Bakanlığı, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ve Kulüpler Birliği Vakfı’nın üzerinde çalıştığı proje, toplam 3.5 milyar liralık borç batağındaki kulüpleri, 10 yıl gibi orta vadede bu borçlarından arındırmayı hedefliyormuş.

Neden acaba ?

Bu borçları halkımız mı yaratmış ki, faturayı ödesin.

SGK prim ve vergi borçları 1 milyar lirayı,

Özel banka kredi borçları da 2.5 milyar lirayı bulmuş.

Bu borçlar 3 devlet bankasına (Ziraat Bankası, Halkbank ve Vakıfbank) devredilecekmiş. Bu bankalar 10 yıllık ödeme planı hazırlayacak ve ilk 1-2 yılı geri ödemesiz yeni krediler ve daha düşük faizlerle yeniden yapılandırma yapacakmış.

Yani, bu kulüpleri yöneten beceriksiz kişilerin, sermaye altyapısı olmamasının da katkısıyla oluşturdukları borcu devlet bankaları üstlenecek ve anlı şanlı bu kimlikler bir gram sorumluluk bile almadan yaşamlarını sürdürecek.

O çalışmayı yapanlara sormak gerek,

Bu kulüplerin başındaki sözde işadamları devleti ve halkı soymak için atanmış kişiler mi ?

Yaşanan süreçte hiç mi sorumlulukları yok ?

Örf, adet ve geleneklerimizde ‘’borç namustur’’ diyen bir kültürün izlerinden haberiniz yok mu ?

 

Bilinen o ki;

Spor Toto Süper Lig’deki 18 kulübün net borçları 3 milyar 469 milyon lira civarında. Bu kulüplerin geliri de 1 milyar 884 milyon lira. Ayrıca 478 milyon liralık da alacakları var. Bu gelir-gider dengesiyle kulüpleri nasıl finanse ederler dersiniz ?

İşte, futbolda endüstrileşmenin bu güzide kulüplerimizi getirdiği durum bu. Futbolu tarlada değil borsada oynatan zihniyet, o zihniyetin temsilcisi feodal kültürlü sözde işadamları, daha fazla halkın sırtından geçinememelidir.

Yaptıkları borçları, yiğitlik yapıp kendi kaynaklarından ödesinler ve ülke halkının sırtındaki kambur olmaktan çıkartılsınlar.

Devlet mi ?

Bu kez çalandan, hesapsız harcayandan, borç batağını büyütenden değil halkından yana olsun, fena mı olur ?