Siyaset sadece bir iktidar mücadelesi değil; aynı zamanda erdem, şeffaflık ve topluma karşı duyulan sorumluluk mesleğidir. Ancak Türkiye’nin siyasi tarihi, koltuğu bırakmamak için partilerini, seçmenlerini ve geleceğe dair umutları hiçe sayan figürlerin ağır gölgeleriyle doludur. Türk siyasetinin dürüst ve zarif beyefendisi Erdal İnönü’nün siyaseti bıraktığı sırada henüz 69 yaşında olması, bugün o koltuk tutkunlarının tablosuna bakıldığında ne kadar manidar ve erdemli bir duruş olarak karşımıza çıkıyor.
Geçmişten bugüne uzanan bu siyasi hat, sol-sosyal demokrat seçmenin nasıl büyük bir potansiyel merdiveninde oyalatıldığının acı bir özetidir. SHP döneminde müzmin parti içi muhalefetle uğraşan İnönü, partisinde demokrasiyi yaşatırken; Deniz Baykal ve ekibi her kurultayda zorlasa da Baykal baktı ki oradan ekmek çıkmayacak, 1992’de CHP’yi yeniden açtı. Ancak aynı Baykal, 18 Nisan 1999 seçimlerinde CHP’yi baraj altında bırakma başarısızlığını yaşadıktan kısa süre sonra koltuğa geri döndü. Baykal’ın genel başkanlıktan istifa ettiği 2010 yılına kadar geçen yaklaşık 15 yıllık sürede CHP hep muhalefette kaldı. İnönü ise 2001 yılında Baykal’ın parti içindeki hatalı uygulamalarına ve yanlışlarına tepki göstererek CHP’den istifa edip onurlu duruşunu sürdürdü.
Baykal’ın gidişiyle bu kez dümenin başına, sağ iktidarlar döneminde bürokraside görev yapmış ve öncesinde CHP ile köklü bir bağı bulunmayan Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. 13 yıl boyunca girdiği tüm seçimleri kaybeden Kılıçdaroğlu, 2023 kurultayında delegelerin oylarıyla koltuğunu kaybettiğinde bile siyaseti bırakmayı seçmedi. Aksine, genel merkez yakınlarında açtığı ve masraflarının bir iş adamı tarafından karşılandığını bizzat açıkladığı ofisinde siyasetçiliğe devam etti. Partisine dönük tartışmalara sessiz kalmayı tercih eden Kılıçdaroğlu, CHP’li belediye başkanlarına yönelik iddialar karşısında bile “Aklanıp gelsinler” diyerek mesafeli bir tutum sergiledi. Daha de ötesi, geçtiğimiz aylarda tartışmalı kararlarla CHP’nin başına butlan olarak geçilmesinde hiçbir beis görmedi; hatta “Ben gelmesem kayyum atanacak” diyerek bu duruma adeta yeşil ışık yaktı.
Bu süreçlerin yarattığı düş kırıklıkları ve ardı ardına yaşanan istifalar, siyaset sahnesinde yeni arayışları ve yeni yapıları güçlü birer alternatif olarak öne çıkardı. Bugün hâlâ bir "Köroğlu-Ayvaz" misali eski yapıyı ve bu tartışmalı düzeni savunan bir kesim kalmış olsa da, geride kalan tablo oldukça ağırdır.
Deniz Baykal ve Kemal Kılıçdaroğlu ikilisinin neredeyse 30 yılı bulan genel başkanlık süreçleri, sosyal demokrat ve sol seçmeni adeta uyutan, yarınlarını ve umutlarını çalan birer kayıp yıllara dönüştü. Demokrasinin bu denli törpülendiği, liyakatin ve erdemin ikinci plana atıldığı bir iklimde geçmişe bakıyoruz ve Erdal İnönü’nün ne kadar dürüst, erdemli ve koltuk hastalığına kapılmayan eşsiz bir değer olduğunu çok daha net anlıyoruz.