En büyük değerim solcu tedrisatıdır

12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası politik kimliği oturmaya başlayan günümüz CHP İl Eğitim Sekreteri Hikmet Koçoğlu o yıllara dair, “Hayatta aldığım en büyük değer, solcu arkadaşların tedrisatından geçmektir” dedi.

O arkadaşların arasında 2017’de hayatını kaybeden Atilla Özer ve temmuz ayında kaybettiğimiz kültür elçisi Doktor İrfan Çiftçi’de yer alıyor. Özer, Ankara’da; Çiftçi, İstanbul’da hayatını kaybederken her ikisi de Gebze’de toprağa verildi

 

“Hayatımda şundan hiç pişman değilim: Hayatta aldığım en büyük değer, solcu arkadaşların tedrisatından geçmektir. Siyasette çok yalan söylemeyi beceremem. Halk adına doğru olmamı söylediler, hep öyle olmaya çalıştım. Savunduğumuz yanlış olabilir. Aldığımız bilgilerden ötürü hatalı davranmış olabiliriz. Ama bunu halk adına yapıyorsan olur. O davranışı onlardan aldım. Minnettarım. Siyasi ahlak, duruş, ilkesellik; ailemin verdiği, okuldan ve toplumdan aldığım değerlerdir.”

HER İKİSİ DE GEBZE’DE

TOPRAĞA VERİLDİ

12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrası politik kimliği oturmaya başlayan günümüz CHP İl Eğitim Sekreteri Hikmet Koçoğlu o yıllara dair, “Hayatta aldığım en büyük değer, solcu arkadaşların tedrisatından geçmektir” dedi. O arkadaşların arasında 2017’de hayatını kaybeden Atilla Özer ve temmuz ayında kaybettiğimiz kültür elçisi Doktor İrfan Çiftçi’de yer alıyor. Özer, Ankara’da; Çiftçi, İstanbul’da hayatını kaybederken her ikisi de Gebze’de toprağa verildi. Atilla Özer, merhum Avukat Ali Özer’in oğlu idi.

 

BEDELİ BU KADAR

AĞIR MI OLMALIYDI?

 

“Benim siyasete girmemde ana etken bu tanıdığım, çok zeki ve akıllı arkadaşların, ailemin de bilip tanıdığı, belki akrabam olan kişilerdir. Onların altı ay ila 2-3 sene yatıp çıkmasından sonra sorgulamaya başladım: ‘Ne yaptı bu adam?’ Hataları olmuş olabilir ama bedeli bu kadar ağır mı olmalıydı? Niçin yattıklarını bilmeden, neden bu kadar süre tutuklu kaldılar?

DENİZ FİLİSTİN’E GİDERKEN

TÜRKİYE İSRAİL’E OY VERDİ

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mazlum halka destek için Filistin’e gittiği süreçte Türkiye’nin İsrail lehine, Filistin aleyhine oy vermesi hep merak konumuz ve kafamızdaki soru işaretleri oldu. Bir grup arkadaşla, ders çalışma gerekçesiyle çok sık bir araya geliyorduk.

ONLARIN ÖNERDİKLERİ

KİTAPLARI OKUDUM

Ama siyasete asıl başlangıcım Nazım Hikmet’i, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Enver Gökçe, Pablo Neruda’yı tanımakla oldu. Şiir hiç yazmadım ama çok okudum. O dönem devrim yapacağı söylenen kişilerin tedrisatından (eğitim) geçtim. Felsefe konuştuk. Onların önerdiği kişilerin kitaplarını alıp okudum.”

ŞİMDİ TEDRİSATI O VERİYOR: Tedrisatın dilimizdeki karşılığı, eğitim. CHP İl Örgütü’nde eğitim sekreteri gibi önemli bir görev üstelenen Hikmet Koçoğlu, görevine dair de esaslı bir eğitimden geçti. Şimdi eğitimi o veriyor. Koçoğlu, CHP’nin 12 ilçeden eğitim sekreterleri ile bir toplantıda.

Burhan Amca döndü ama

Şükrü Öğretmen… öldü!

CHP Çayırova İlçe yönetiminde yer alan Ünal Ateş’in ailesi ve babası Burhan Ateş ile aynı binada, altlı üstü oturduklarını kaydeden Hikmet Koçoğlu, döneme dair bir travmasını şöyle anlattı:  “Bir gün okuldan geldiğimizde çok sayıda eli silahlı, iri kıyım herifler okulun önünü tutmuştu. İçeriye gireceğiz. Arama olduğu gerekçesiyle giremiyoruz. Sanki dünyayı alt üst edecek bir insanla altlı üstlü oturuyormuşuz.

 

SORGUSUZ SUALSİZ TUTUKLU KALDI

Senelerce bize çikolata, şeker, lokum aldığını gördüğümüz bir adamın evi öyle bir şekilde bize lanse ediliyor ki, öcüden beter. Evini öyle bir dağıtmışlar ki eşi Hasker Abla’nın gözyaşlarını görüyoruz sanki eşi çok büyük suç işlemiş gibi. Sonra belli bir dönem sorgusuz sualsiz tutuklu kaldı. Sonra çevremizden ve akrabalardan benzer duyumlar almaya başladık.

İçeride çok yoğun baskı altında olduklarını biliyordum. İşkenceyi okul arkadaşları arasında konuşurduk. Filistin askısıdır, hortumdur. Ama beynimizde pek canlandıramazdık.

ŞÜKRÜ ÖĞRETMEN

İŞKENCEDEN ÇIKAMAMIŞ

Bildiğim kadarıyla Dersimli olan Şükrü diye bir hocamız vardı. Türkiye İşçi Partili bir ilkokul öğretmeniydi. Bölgede çok sevilen ama kalp hastası olduğu bilinen bir öğretmenimizdi. Yasal bir parti olmasına karşın TİP üyeliğinden ötürü tutuklandı ve içeride kalp rahatsızlığı olduğuna dair uyarılara rağmen işkenceye alındığını ve öldürüldüğünü duyunca müthiş bir şok yaşadık. Kayıtlar belki öyle değildir ama işkenceden çıkamamış.”

 

Çiftçi, “Geçmişimden

pişman değilim” dedi

İrfan Çiftçi’nin İstanbul’daki cenaze namazına  Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, yazar Dursun Gürlek, ebru sanatçısı Ahmet Hikmet Barutçugil, akademisyen ve yazar Doç. Dr. Şükrü Sim, karikatürist Hasan Kaçan, gazeteci-yazar Ayşe Böhürler ile Çiftçi'nin ailesi, dostları ve sevenleri katıldı.

Türkiye’nin kültür elçisi olarak tanımlanan Doktor İrfan Çiftçi’nin 1980’li yıllardı üzerinden çok etkisi olan değerli bir kişilik olduğuna değinen Hikmet Koçoğlu, “Hayatımda çok değer verdiğim iki arkadaşım vardı.İrfan Çiftçi ile birlikte geçtiğimiz 2017 yılı sonbaharında kaybettiğimiz Atilla Özer ve arkadaşlarıyla tanışmamız, onlarla oturup konuşmamız ve tartışmamız siyasi bilincimin doğmasını sağladı” dedi: 

"Atilla (Özer), Dev-Yol geleneğinden gelen, abisi de bildiğim kadarıyla o davadan yatmış bir arkadaş. Bizi lisede de çok korumuştur: ‘Dikkat edin.'

ÇİFTÇİ İLE YILLAR SONRA

CENAZEDE KARŞILAŞTIK

İrfan’da üniversite yılları sonrası daha sağa koyan, milliyetçi ve Özalcı çizgide giden bir yapıdaydı. Ondan sonra koptuk. Bir yakınının ölümünde karşılaştık. Bir saatten fazla konuştuk.

‘Sana sevgim çok farklı’ dedi.

‘Benim de öyle’ dedim.

‘Gittiğim yerden dolayı bir şeyin var mı?’ dedi.

‘Senin tercihindir’ dedim: ‘Bizim tarafta kalsaydın daha mutlu olurdum çünkü ben senden aldım bu değer yargılarını.’

‘Ama ben pişman değilim’ dedi.

‘Ben de değilim’ dedim.

Onun da bana son sözü, ‘Ben geçmişimden hiç pişman değilim. Yaşadığım her şeye saygıyla bakıyorum.’

Öldüğünü duyduğumda, belki içimden bir parça koptu.”

 

DOKTOR İRFAN ÇİFTÇİ…

 

Gebze’de okudu, gazetecilik

yaptı ve toprağa verildi

 

Bürokrat, şair ve yazar Doktor İrfan Çiftçi, 27 Mayıs 1965’te Kars’ın Arpaçay İlçesi’nde dünyaya geldi. Yerlikavak İlkokulu (1977), Gebze Lisesi (1983) ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölüm (1990) mezunu.

Çalışma hayatına 1978’de Gebze’de Marmara Ekspres Gazetesi’nde başladı. Güneş, Günaydın – Tan Gazeteleri ile Doğru Dergisi’nde muhabirlik ve yazarlık yaptı.

Son dönemde Türkiye'nin Bakü Büyükelçiliği’nde Kültür ve Tanıtma Müşavirliği görevinde bulunan İrfan Çiftçi, 3 Temmuz 2020 günü İstanbul'da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

 

Dr. İrfan Çiftçi için 5 Temmuz 2020 Pazar günü ilk tören İÜ Rektörlüğü'nde düzenlendi. Törene başta siyaset, kültür-sanat ve akademi dünyasından birçok isim katıldı. Buradaki törenin ardından Çiftçi'nin cenazesi Fatih Camisi'ne getirildi, tabutun üstü Türkiye, Azerbaycan, Doğu Türkistan ve Kırım bayraklarıyla örtüldü.

 

Babası İlhan Çiftçi, kardeşleri Nedim Çiftçi, Engin Çiftçi, Arzu Çiftçi, Nevin Top, eşi Aylin Çiftçi, oğulları Ahmet Atahan Çiftçi, Mehmet Metehan Çiftçi, Karar Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Kiras, Karar Gazetesi yazarları Mustafa Karaalioğlu ve Mehmet Ocaktan'ın da katıldığı tören Kur'an-ı Kerim okunması ve dua edilmesiyle sona erdi.

 

Kılınan cenaze namazının ardından omuzlara alınan Çiftçi'nin naaşı, Gebze'ye götürülerek burada bulunan aile mezarlığına defnedildi.

 

İrfan Çiftçi, İÜ Edebiyat Kulübü, TYB (yedi yıl İstanbul Şubesi yönetim kurulu üyesi, sekreter), UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Toplumbilim Komitesi, Avrasya Aydınlar Forumu (Türkiye temsilcisi) üyesiydi.

 

Kitapları:

 

Fatih ve Fetih (İbrahim Kiras’la birlikte, 1998), Yaşasın Cumhuriyet Sergileri (Burçak Evren ile, 1998), Üç İstanbul (Burçak Evren’le birlikte, 1999).

 

 

GÜLÜMSETEN ACILAR…

 

Trende Cumhuriyet

okumak mı lümpenlik

 

“Benim siyasallaşmamdaki ağırlıklı etki Cumhuriyet Gazetesi’ne aittir: Oku, bak, sorgula. Gençsiniz. Gelişiyorsunuz. Ali Sirmen, Oktay Akbal, vesaire oku” diyen Hikmet Koçoğlu’nun “gülümseten acı”sı şöyle:

 

Mehmet diye bir arkadaş, ‘Abi sen *lümpen davranıyorsun…’

‘Niye?’ dedim,

 ‘Trende Cumhuriyet’e göstere göstere okuyorsun.’

‘Ne var bunda. Ben bu gazeteyi okuyorum.’

Hakikaten öyle, ‘Ben Cumhuriyet’i okuyorum. Kahramanım’ havasında değilim.

‘Dikkat edeceksin. Cumhuriyet’in yazısını katlayıp gidecek evinde okuyacaksın.’

Gazetede hemen hiç kaçırmadığım, hemen her gün okuduğum dört beş köşe yazısı. O yüzden Uğur Mumcu’yu, İlhan Selçuk’u çok severim. Beni yönlendiren kişilerdir. Onlardan aldığım ilhamlar, fikirler var.

O eleştirisini duyduğumda çok gülmüştüm ve, ‘Bunun lümpenlikle ne ilgisi var?’ diye sorgulamıştım. Ama adam ciddi bir siyasi eleştiri getiriyor. Onun için çok önemli ama öyle bir eleştiri karşısında, aptallaşıyorsun.

Hem koruma içgüdüsüyle davranıyor hem de lümpen bir davranış olarak görüyor.

Güldükten sonra da çok travmatik bir duruma geçtim: ‘Bunda ne var? Hakikaten öyle miyim?

Bir taraftan da öyle, yani solcu gibi olmak isteme çabasındayım.”

 

*Lümpen: Marksçılık akımına göre toplumsal sınıf bilinci olmayan

Cumhuriyet Gazetesi, 2016 yılının kasım ayında operasyona maruz kalmış, okurları Edirne’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda kentte okuma eylemi düzenlemişti.

 

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

GÜNCEL Haberleri