ELİTLER

Tuncer Altunbulak

Bu kimseler de herkes gibi insanlardır. En önemli özellikleri, okumuş yazmış olmalarıdır. Bir kısmı devletin önemli makamlarında memur, kimileri avukat, doktor, modacı, yazarlar gibi önemli yerlerdeki insanlardır. Örnek olarak, yakın zamanlarda ölmüş olan ünlü tarihçimiz, benim de bilgisine çok saygı duyduğum İlber Ortaylı elit bir insandı. Hem sonra hiçbir kimse “Ben elitim.” demez. Davranışları, yaptığı işler onları elit durumuna yükseltir.

Sağ ve sol kesimin kimi radikalleri hocayı elitlikle, yani halkla ilişkisi olmamakla eleştirdiler. Bu insanların elitliği hangi manada anladıklarına bağlı. Elitlik; üstünlük ya da asillik gibi, halkın üstünde bir yerlerde olmak değildir. Ayrıcalıklı falan da değildir, üstün insan gibi bir şey de değildir. Elitler; kibar, bilgili, kâmil, yetişmiş insanlardır.

En iyi örneklerinden biri de bir dönemin İşçi Partisi milletvekili olan Mehmet Ali Aybar’dı. Mehmet Ali Aybar gerçekten kâmil, iyi yetişmiş, müthiş bir insandı. İşçi Partisiyle dönemin meclisinde kaba ve cahil insanlar tarafından çeşitli zamanlarda saldırıya maruz kalmıştı. Aklını, fikrini halkın gelişmesi, dönüşmesi ve demokrasiye kavuşması için kullanmıştı. Zamanın kimi duygusal devrimcileri onu bir salon sosyalisti olarak suçlamışlardı.

Sevgili okurlar, toplumun önüne geçmiş, isim yapmış, sanatla, edebiyatla uğraşan insanlar elbette eleştirilebilir; ama onları yakışmayan, çirkin şeylerle de irtibatlandırmak büyük haksızlık olur. Hiç kimsenin böyle bir hakkı da yoktur. Birilerini hak etmediği şeylerle suçlamak eleştiri falan olmaz. Bir sosyoloğu, bir beyin cerrahını ya da dünya çapında bir edebiyatçıyı yarım yamalak bir eğitimle, kaba sözlerle, hakaretvari eleştirilere tabi tutmak bence bir tür zavallılıktır.

Bu konuya özgü bir örnek daha vermek istiyorum. Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Yaban isimli romanını okuyanlar bilirler. Romanın kahramanı Ahmet Cemal isminde biridir. Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, bu savaşta bir kolunu kaybetmiş, okumuş yazmış bir aydınımızdır; bugünkü manada elit sayılan aydınlardan. Askerlikten terhis olur, askerlikte tanıştığı bir arkadaşının köyünde yaşama kararı alır. Köyde uzun bir süre kalır ama bir türlü köylülerle uyum sağlayamaz. Köylüler onunla konuşmazlar. Bu duruma çok canı sıkılır, durumu arkadaşına anlatır. Arkadaşı bu ilgisizliğin nedenini köylülere sorar. Köylüler, Ahmet Cemal’in kendilerine tepeden baktığını, önemsemediğini, hakir gördüğünü söylerler. Elbette ki böyle davrandığı için köylüler onu eleştirirler; ilişki kuramadıkları için de haklıdırlar.

Onun yerinde İlber Ortaylı hoca ya da Mehmet Ali Aybar olmuş olsaydı, kesinlikle bu hadise böyle olmayacaktı. Mesela Tolstoy da bir elittir ama o, Rus köylüleri gibi eker biçer, toprakla uğraşır; hem de köylüleri bilinçlendirmek için elinden gelen her türlü şeyi yapar. Köylülerle aydınlar arasında mutlaka bir kültür farkı vardır. Aydının görevi bu farkı ortadan kaldırmaktır. Okumuş yazmış, aydın olmuş adamların farkı da buradan ortaya çıkar.

Sevgili okurlar, Ahmet Cemal gibi toplumla ilişki kuramayan, topluma tepeden bakan öyle çok aydınımız var ki… Aydın da demeyelim, okumuş yazmışlar diyelim. Bu örnekten de anlaşılıyor ki her okuyan yazan ya da yüksek mevkilere çıkan, ünlü olmuş kimi insanlar bu manada elit olamıyorlar. Önemli olan bilgide, kültürde elit olmaktır; ülkeye, halka güzel şeyler kazandırmaktır.

Elitler, koklamak için demetlenmiş gül değildirler. Kırılır korkusuyla elimizi sürmekten kaçındığımız tarihi objeler de değildirler. Onlar da bizim gibi sıradan insanlardır. Ekmeğini yiyip suyunu içtikleri halka karşı sorumlulukları vardır.

Her yazan çizen de elit değildir. Çoğu can sıkıntısından yazar çizer, kimileri öldükten sonra hatırlanmak için yazar çizer. Ben bu gazeteye bu anlamda yüzlerce yazı yazdım. Şimdi ben elit miyim? Benim gibi düşünenlerin benim yazılarıma ihtiyaçları yok; onlar her şeyi biliyorlar. Benim gibi düşünmeyenler de kolay kolay ikna edilemeyen insanlar. Onları kimse yanlışlarına asla ikna edemez.

Benim bir farklılığım olması için, benim gibi düşünenleri değil, benim gibi düşünmeyenleri söylediğim güzel şeylere, doğrulara ikna etmem gerekir. İkna edemiyorsam, onları gerçekliklerine inandıramıyorsam, inanın yazmamın hiçbir önemi yoktur. İkna etmek kolay bir şey değildir; önce doğallık, duyarlılık, önemli derecede de zekâ gerektirir.

Halkla aydınlar arasında da böyle duyarlılıklar vardır. Halkı kendi gerçekliğine inandıramayan ama her gün gazetelerde yüzlerce yazı yazan, televizyonları boşuna işgal eden, insanlığa ve topluma yaramayan bir sürü söz söyleyen insanlar var. Elbette ki bu insanların hiçbirisi elit olmadıkları gibi aydın sıfatını da taşımazlar.

Sevgili okurlar, her şey zıttıyla vardır. Zıtlar ya da karşıtlıklar, hayatın içinde birçok şeyi anlamamıza katkı sağlarlar.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.