EKMEK KAVGASI

Tuncer Altunbulak

Dün Mustafa Paşa Cami’nin önünde duruyordum; orta yaşlı, konuşma şivesinden doğulu olduğu belli olan biri yanıma geldi sol kolunu dirseğine kadar sıyırdı, üç santim uzunluğunda bir yarası vardı. Koluna ne oldu dedim, neden bana gösteriyorsun ben ne yapabilirim ki ne olacak eşim kesti dedi. Münakaşa ediyorlarmış mutfakta, kadının elinde bıçak varmış, nasıl olmuşsa olmuş bıçak adamın koluna ilişmiş kesmiş. Adamın derdi aslında yara falan değil, başladı anlatmaya. Beş yıl önce Gebze’ye gelmişler, köyde yaşasaydık eşim benim bu kolumu asla kesemezdi şehirde kadınların sözü geçiyor ve kadınlar erkekleri dinlemiyorlar, hele birde işe gidenler onlar hiç dinlemiyor bir fabrikada çalışıyordum işten çıkardılar hanım çalışıyor her gün bir sürü tafra bir sürü laf ediyor. Allah kahretsin bu göçü çıkaranları köye gitmek istiyorum. Çocuklar ve hanım gelmiyor böyle bir sürü şey anlattı. Eskiden gurbet vardı, eski dediğim 40 yıl önce falan. Köylüler, özellikle de tarlası tapanı olmayan köylüler başta İstanbul, İzmir ve Adana gibi şehirlere göç ettiler. 3,5 yıl içinde bütün köyler boşaldı yorganı yastığı sırtlayan haydi babam İstanbul. İnsanlar da haklı o yıllar gerçekten de çok büyük yoksulluk vardı. Para yok, giyecek yok, yiyecek yok, köyde yaşayıp sütü yoğurdu eti olmayan çok insan vardı. Bu ailelerden biri de benim ailemdir. Toprağın çoğunu ve sulak yerlerdeki verimli toprakları 1836’da yapılan toprak bölüşümü zamanında köylerde üç beş uyanık toprak memurlarıyla işi uydurmuş kendilerine yazdırmışlar. O dönem başta edebiyat ve sanat gurbet hayatını anlatırdı. Yüzlerce binlerce o dönemi anlatan roman, öykü ve hikâye yazılmıştır. Türkiye’de sinemanın temel konusu da gurbetti, ağaların ve beylerin köylülere yaptığı kötülükleri anlatan yüzlerce binlerce film yapılmıştır. Araştırırsanız görürsünüz, türkülerimizin ve şarkılarımızın temel içeriği de budur. Türkünün tamamını bilmiyorum ya, ben gurbette değilim gurbet benim içimde isimli güzel bir türkü vardı. Çok severim bu türküyü, boşuna dememişler önemli olan doğduğumuz yer değil doyduğumuz yer diye. Sevgili okurlar, köylerde yaşam nerdeyse bitmek üzeredir. Köylerin varlığını anlatan değirmenler, tapan, tırpan, tırmık, kağnı arabası, öküz, at ve koyun hemen hemen köylerde yok gibidir. Mesela köy okullarının çoğu kapanmış durumdadır eskiden Koç katığmı vardı her köyden bin can koyun bir o kadar büyük baş hayvan sürüsü olurdu köylerden göç edip buralara gelenlerin çoğu orta yaşın üstündeki insanlar, bu insanların hepsi de geldiği için çok pişmanlar. Kolu kesilmiş olan vatandaş Tuncer abi köyde yaşasaydım eşim asla benim kolumu kesemezdi diyor. Buna benzer yüzlerce binlerce olaylar oluyor şehirlerde. Demek istediğim büyük göçler gurbet üzerine kurulan edebiyatımızda bitmemiş olsa da eski heyecanını kaybetmiştir. Günümüzde köy hayatını değil daha çok kent yaşamını anlatan romanlar hikayeler yazılıyor ve filmler yapılıyor. Toplum hayatımız temelden değişmiştir artık günümüzde, aşımıza ve ekmeğimize göz koyan ağalara beylere büyük kapitalistler ve emperyalistler de eklenmiştir. Gurbet edebiyatının en temel ögesi ekmekti. Dün haberlerde ekmeğin 7,5 lira olacağını öğrendim, kalbim sıkıştı çok üzüldüm. Bizim eve her gün 6 ekmek giriyor, bundan sonra maaşımın bin lirası ekmeğe gidecek. Elektrik, su ve doğalgaz da eklenince bana nasıl yaşayacağımı siz söyleyin. Benim halkım onca gurbet acısını, yoksulluğunu bugün sorumsuzca zamma maruz kalan ekmek için yaşamış. Bu iş elbette bugünün işi değil ne yazık ki yetmiş seksen yıldır bu ülke zamlarla, darbelerle ve açlıkla yönetiliyor. Ekmeğin serüveni asırlar öncesinden Türkiye, Suriye, Irak ve İran sınırları içinde icat edilmiş o günden bugüne tüm dünyayı etkisi altına almış. Bu yüzden ekmek insanlığın yarattığı en önemli kültürdür. Gittiği yere bu kültürü de götürmüştür, yüzlerce ekmeği çöpe atanlar bilmez ya insanlığı nicelik ve nitelik olarak düşünmeden çöplere attığımı ve düşünmeden zamlandırdığımız bu ekmek değiştirmiştir. Sosyal ekonomik ve kültürel hayatımızda her türlü yenilikten devrimden çok daha önemlidir. Halkımızın yaptığı en saygıdeğer kavga, ekmek için yaptığı kavgadır. Mesela Orhan Kemal’in “Ekmek Kavgası” adlı bir romanı vardır. Beki Yıldız’ın “Alman Ekmeği” adlı romanı da çok değerlidir. Ekmek parası için milyonlarca insan yerini yurdunu terk edip dilini töresini bilmediği yabancı ülkelere gitmişlerdir. Tüm bunları okunsun diye söylüyorum yine Dursun Akçam’ın “Ölü Ekmeği” isimli muhteşem bir öyküsü vardır. Önce ekmekler bozuldu, Oktay Akbal bunu da bir eseriyle anlatmıştır, sayamadığım şu an aklıma gelmeyen yüzlerce roman ve öykü vardır.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.