Eğitimde dinci gericilik

 

Türkiye'de, dinci gericilik sürekli mevzi kazanma peşinde. Bunun için derinden ve sessizce atılan adımlar, topluma ‘yenilik’ ve ‘özgürlük’ şemsiyesi altında sunularak, adeta yediriliyor.

Dinci gericiliğin üniforması olan türban, üniversiteden sonra şimdilerde liselere de girdi. Bu durum, resmen de açıklandı. Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, yaptığı açıklamada, MEB yönetmeliğinde değişiklik kararı alındığını ve ortaöğretimde türbanın serbest bırakıldığını söyledi.

Böylece, Türkiye'nin ilerici birikimiyle, dinci gericiliğin sembolü türbanın asırlık mücadelesinde, türban cephesi tarihsel bir kazanım daha elde etmiş oldu.

Bu mücadelenin kilometre taşlarına bir bakmak gerekir.

25 Mayıs Kıyafet Devrimi… 

Cumhuriyetin kurucu iradesi, 25 Kasım 1925'te önemli bir ileri adım atarak kılık kıyafet devrimini ilan etti. Bu ileri hamleyle birlikte, kadınları örtünmeye ve ikinci sınıf yurttaşlığa mahkum eden, feodal, gerici zihniyetle de hesaplaşılmaya başlandı. Kadının özgürleşmesi yolundaki bu hamle, elbette ki dönemin gerici ideoloji öncüleri ve neferlerince tepkiyle karşılandı.

Ancak, dinci gericiliği kamusal alanın dışına süren kurucu irade, onun toplumsal ağırlığı ile yeterince mücadele edemedi. Kadının özgürleşmesi de esas olarak büyük kentlerle sınırlı kaldı. 

Demokrat Parti gericiliği… 

Tek parti döneminde siyaset alanının dışına itilen dinci gericilik, çok partili süreç ile karşı atağa geçti. Kemalist modernleşmenin kentlerle sınırlı kalması, aydınlanmayı kırlara taşıyacak Köy Enstitüleri hamlesinin yeterince uygulanamayışı dinci gericiliğin kırlardan kentleri kuşatmasına yol açtı.

Köy Enstitüleri'ni kapatan Demokrat Parti iktidarı, eğitimde türban tartışmasını da ilk kez başlattı. İktidarının henüz birinci yılında sadece erkek öğrencilerin eğitim görmesi için açılan İmam-Hatip okullarının bünyesinde kız öğrencilerin de dini eğitim alacağı kurslar düzenlenmeye başlandı. Bu, türban tartışmasının başladığı tarih oldu.

İlk deneme tanıdık bir isimden…

Cumhuriyet Devrimi ruhundan uzaklaşan Türkiye burjuvazisi, sosyalist hareketi kuşatmak için dinci gericiliğe destek vermeye ve hatta bizzat örgütlemeye başladı. 1960'larda üniversitede türban tartışması ilk kez gündeme geldi. Sosyalist hareketin yükseldiği 1968'de, Türkiye, üniversitede türban tartışmasıyla da ilk kez tanışmış oldu. AKP'li Ali Babacan'ın halası olan Hatice Babacan adlı İlahiyat Fakültesi öğrencisinin üniversiteye türbanla girmek istemesi ve okuldan atılma tartışmanın başlangıcı oldu. Ancak sosyalist hareketin güçlü olduğu 1960'lar ve 1970'ler boyunca dinci gericiliğin üniforması ülke gündemine oturamadı. 

12 Eylül dalgası

Solu ve sınıf mücadelesini en acımasız yöntemlerle bastıran 12 Eylül 1980 darbesi, dinci gericiliğe alabildiğine alan açtı. Kırdan kente göçün de yoğunlaştığı bu yıllar, Cumhuriyet Devrimi'nin kökleşemediği kırlardaki gericiliğin kentlere taşındığı yıllar oldu aynı zamanda.

Gericilik kentlileşirken zenginleşti, siyasete damgasını vurmak için hamleler yapmaya başladı. Üniversitelerde türban tartışması ülke gündemine oturdu. 12 Eylül ürünü gerici bir yapılanma olan ANAP iktidarı 1987, 1988 ve 1989 yıllarında Anayasa değişiklikleriyle türbanın önünü açmaya çalıştı. Ancak her seferinde Cumhuriyet bürokrasisinin duvarına çarptı. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi'nin kararlarıyla bu düzenlemeler iptal edildi. ANAP'ın son türban serbestliği denemesi, 1990'da SHP'nin Anayasa Mahkemesi'ne götürmesiyle reddedildi ve yürürlükten kaldırıldı. Ancak bu yıldan itibaren kanunen yasak olmasına karşın fiilen üniversite yönetimlerine bırakılan türban düzenlemesi ülke gündeminden düştü. 

 

(Sürecek)