Bilinçli, sağlıklı evlilikleri yürütmeyi beceremiyoruz; ama medeni bir şekilde ayrılmayı da beceremiyoruz. Çünkü birlikte yaşama, ortak kararlar alma bilincimiz yok. Birbirimizin fikrine tahammül edemiyoruz. Evliliklerin çoğu kavgayla, aşağılamayla, hatta ölümle sonuçlanıyor. Bilinçli, sağlıklı, medeni bir toplumda bu tür davranışlar asla kabul edilemez. Birini öldürmek, hele bir de o kişi eşiniz, sevgiliniz, çocuğunuz ya da anneniz babanızsa, sonuç tamamen rezalettir.
Her yıl eşlerini, çocuklarını, ana babalarını öldüren, sokağa atan, aşağılayan yüzlerce insan çıkıyor aramızdan. Birkaç gündür ibretle izliyorum: Orta yaşın üzerinde, evlenme yaşında kız çocuğu olan, eşi olan bir kadın bir televizyon kanalında; internet yoluyla bir sevgili bulmuş. Sunucu, “Eşiniz sağ ve sağlıklı, ayıp değil mi bu yaptığınız? Onlardan utanmıyor musunuz?” diyor. Utanmaz kadın, “Utanılacak nesi var bunun? Ben eşimi sevmiyorum. Hem hasta, yakında ölecek. Bir sevgilimin olması nesi ayıp?” diyor. Cahil desem az kalır, aptal desem aptallıktan da ileri. Vicdansız desem hiçbir işe yaramaz. İnsanlıkla, ahlakla yaptıklarının hiçbir alakası yok. Eşi öldükten sonra eşsiz ve sevgilisiz kalmamak için böyle bir rezilliği yaptığını, övünçle televizyonda anlatıyor.
Sevgili okurlar, bu tür istisnalar toplumsal kaideyi bozmaz desek de bu tür işler çok ayıp ve utanç vericidir. Haftalarca bir televizyon kanalında bu kadını konuşturdular. Ne mektep görmüş ne medrese; insanlıktan nasibini almamış. Bu tür insanların varlığı gerçekten utandırıcıdır. Bu tür insanlar iyiyle kötüyü, çirkini güzelden ayıramadıkları gibi düşünme kapasiteleri de, ahlakları da sıfırdır. Her türlü kötülüğü yapmaya adaydırlar; vicdanları ve merhametleri yoktur.
Başka türlü neler söyleyebiliriz ki? Ne yazık ki toplumumuzda bu tür tipler azalacak yerde çoğalmaktadır. Bütün bunları görmek, duymak istiyorsanız bu tür programları yapan üç beş televizyon kanalımız da var. Bırakın televizyonları; gazetelerin çoğunda da bu tür olayların haberleri yapılıyor. Bu tür insanlar toplumumuzda çalı gibi, ısırgan otu gibi çıkmaktadır.
Kendi kendime düşünüyorum: Bu tür insanların çoğalmasının sebebi nedir diye. Aklıma eğitim sisteminden başka bir şey gelmiyor. Eğitimli, kültürlü, bilinçli insanların yapacağı işler değil bunlar, sevgili dostlar. Elbette ki hayat kolay değil; ama siz kalkar, yaşamdaki en kolay yaşama biçimini seçerseniz sonuç böyle olur. Oysa zorluklarla, kötülüklerle baş etmenin yolu çalışmak ve üretmektir.
Hiçbirimizin eşlerimizi, çocuklarımızı, ana babalarımızı, toplumumuzu önemsememe hakkı yoktur. Onlara saygı ve sevgi göstermeliyiz. İnsanlar doğarken değil, kötülüklere sonradan bulaşıyorlar. Kötülüklere giden yollardan biri de ekonomi; yoksulluk ve işsizliktir. Ne yazık ki ülkemizde ekonomik anlamda büyük olumsuzluklar yaşanmaktadır. Yazının başında da sözünü ettiğim gibi, sağlıklı evlilikler bu yüzden yürümüyor. Ayrılan eşlerin birbirlerine hakaret etmeleri, hatta öldürmeleri de bu yüzdendir.
Ülkemizde çok önemli şeylerin yokluğu yaşanmaktadır. Mesela okumuyoruz, yazmıyoruz ve düşünmüyoruz. Sanatla, eğitimle, bilimle ilgilenmediğimiz en büyük gerçeğimizdir. Fikir üretemez olduk. Yürüyen merdivenlerimiz, kocaman hastanelerimiz, köprülerimiz, gökdelenlerimiz var; ama ne yazık ki olması gereken en önemli şey, eğitimimiz ve kültürümüz yoktur.
Çokça eğitimden söz ediyorum. Eğitimci falan değilim; kültür düzeyi çok yüksek olan biri de değilim. Ama bu konuları izliyorum, yaşanan olumsuzlukları okuyor, dinliyor ve görüyorum. Bu tür konuları anlatmak için illa bir dahi ya da entelektüel olmak gerekmiyor; önemli olan görmek ve merak etmektir. Hayat istediğimiz gibi olmaz; herkes için zordur. Hayatla baş etmenin yolu, söylediğim gibi, asla kolay değildir. Kolay yolu seçenler sonunda hüsrana uğrarlar. Önemli olan mantıklı ve ahlaklı olmaktır.
Nasreddin Hoca’ya eşeğinin kaç ayağı olduğunu sormuşlar. Kocaman adam, eşeğin kaç ayağı olduğunu bilmez mi? Ama o, ezbere söylemiyor; iniyor, eşeğinin ayaklarını sayıyor: “Dörttür,” diyor. Soranlar, “Hocam, sen bu yaşa gelmişsin, eşeğinin kaç ayağı olduğunu bilmiyor musun?” deyince Nasreddin Hoca, “Ne olur ne olmaz,” diyor.
Yetmiş, seksen yıldır bu ülkenin kimi eğitimcileri, aydınları ve bilim insanları “eğitim, eğitim” diye bağırıp çağırıyorlar. Anlamakta güçlük çekiyorum: Seksen yılda, yüz yılda ne yazık ki ülkemizde iyi bir eğitim sistemi oluşturulamadı. Nedeni de en başta emperyalistler ve yönetenler; sanırım iyi bir eğitim sistemi olsun istemiyorlar. Cahil halklar çok daha rahat yönetiliyor. Ne kadar çok şey söylesem, yazsam da kimsenin aldırdığı yok, sevgili dostlar.
Yaşamda var olan hiçbir şey birbirinden ayrı değildir. Bir şey yanlış gittiği zaman her şey yanlış gider. Bütün bunların sebebi de kesinlikle en başta eğitim sistemi, sonra da adaletsiz dağıtılan gelir ve vergilerdir. Bu yüzden sözünü ettiğim insanlar türemeye başlıyor. Oysa yaratılış olarak Allah, insanları düşünmeleri, adaletli olmaları ve birbirlerine saygı göstermeleri için yaratmıştır. İnsana düşünmeyi yasaklamak çok yanlış bir şeydir. Yaratan, yarattığı insanları neden sıkıntıya, bunalıma soksun ki? Bütün bu sıkıntıların sebebi biz insanlarız.