Dün vardık, bugün ve yarın da varız !

 

Demokrasi ve insanca özgür yaşama talepleri, kapitalist sistem açısından nesiller boyu bastırılması gereken taleplerdir. Bunun için her yolu deneyen kapitalizm, bu yolda tümsek oluşturacak birikimleri kimi zaman kendi öz gücüyle, kimi zaman da elini ateşe atmadan maşalarla ortadan kaldırmaya çalışmıştır, çalışacaktır da.

Geçen yıldı, yüreğimiz yandı. Ankara Garı önünde 10 Ekim’de toplanan binlerce

İnsan ‘’Emek, Barış ve Demokrasi’’ diyerek yapılacak miting öncesi coşku yaşamaya başlamıştı ki, bunu içine sindiremeyenler, o gülümseyen kararlı yüzleri karartmak ve gülüşleri soldurmak için her fırsatı değerlendirmeye çalışanlar, bombaların pimini çekmekte gecikmedi.

İstenilen açıktı;

Ülke kaos ortamına sürüklensin, demokratik haklar askıya alınsın, OHAL ilan edilsin, Anayasa ve yasalarla yönetim yerine KHK’lerle yönetim mümkün olsun, sonuç olarak da tek adamın kararlarına bağlı yönetsel erk kullanılarak yeni bir rejim inşa edilsin.

Kapitalizmin ve emperyalizmin bölgedeki yeni projeleri için uygun gördükleri siyasal model bu olsa gerek ki, ne o dönem yaşanan katliamlara ne de 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimine güçlü karşı çıkış sergilemediler.

Adeta, ‘’Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir’’ politikasına sarıldılar.

‘’Sürekli müttefikimiz ve sürekli düşmanımız yok’’ dercesine adımlar attılar.

Bu arada, ulusal değerler çizgisini korumak adına refleks geliştirmek işi, baştan kesin mutabakat sağladıkları AKP kadrolarına kaldı.

Yeniden politika üretmek, ülke içi siyasi konsolidasyonu yeniden tesis etmenin peşinde olan AKP/Saray ikilisi de, bu yeni modelin baş aktörleri olmakta sakınca görmedi.

Sonrasında baktık ki, kavga gittikçe keskinleşiyor…

AKP/Saray ikilisi dünden bugüne biriktirdiklerimizi yarına taşımamızı engellemek istiyor.

Bu ittifak, çeşitli örgütler eliyle insanlık suçu işlenmesinde sakınca görmüyor ve işleyenlerle işbirliği yapmaktan çekinmiyor.

Ehhh, hal böyleyse, bu ülkenin emekçileri, yoksulları, aydınları, ilericileri, devrimcileri, sosyalistleri ve komünistlerinin de artık gereğini yapması kaçınılmaz hale geliyor.

Tarihi boyunca faşist ve gerici darbeler ve darbe girişimleriyle boğuşan emekçiler, yoksullar, aydınlar, ilericiler, devrimciler, sosyalistler ve komünistler, bu yeni hal üzerine yeniden değerlendirmeler yapmalı, yeniden ve yan yana durmayı becerebilen güçlü muhalif örgütlenmeler yaratabilmeli ve neticesinde darbe girişimini bahane ederek toplumu sivil bir faşist darbenin kucağında esir etmemeli.

O yüzden;

‘Dün vardık, bugün ve yarın da varız’ demek her zamankinden daha kıymetlidir…

O yüzden;

Emekten yana olanların birliğiyle hareket etmenin yollarını bulmak ve o kanalları açmak her zamankinden daha da önemlidir…

O yüzden;

İmam Hatip sarmalına terk edilmek istenen eğitim sistemine karşı çocuklarımızla birlikte bir direnme hattı örmek kaçınılmazdır…

O yüzden;

Gericiliğe karşı mücadeleyi yükseltip laikliği yeniden kazanmak öncelikli görevlerden biridir…

Ve, tam da bu yüzden;

Bir yıl önce bugün, Ankara Garı önünde yanımızda katledilen yoldaşlarımızın beklentisini gerçekleştirmek, ülkenin geleceği, çocuklarımız aydınlık yarınları için, emperyalizme teslim olmadan bağımsız Türkiye’de yaşamımızı sürdürebilmek için her zamankinden daha çok mücadele etme gereği vardır.