Dostoyevski’nin kafa yapısını severim. Tolstoy’u, Gogol’ü, Puşkin’i de severim ama ben Dostoyevskiciyim. Bana göre o, dünyanın en büyük yazarıdır. Okurlarının kafalarını karıştırsa da, okuyucuları onu anlamada zorlansalar da (ki öyledir), böyle yapması onun basit bir yazar olmadığını gösterir. Dostoyevski’yi okumadan kimse “roman okudum” demesin. Dünya, Rusya’yı onun eserleriyle tanıdı. Ondaki gözlem yeteneği hiçbir yazarda yoktur; yazma kapasitesinde bugüne kadar ona erişen olmamıştır.
O, aynı zamanda bir filozof ve bir psikanalisttir. İnsan ruhunu bir cerrah gibi eline almış, bilinçüstüne çıkarmıştır. Suç ve Ceza isimli romanını okumadan “roman okudum” denilemez. Ona edebiyatın Mozart’ı da diyebiliriz; kesinlikle de yanılmayız. Dostoyevski’yi okuyanlar, tasvir ettiği insanları, başta bu romanın baş kahramanı Raskolnikov’u, dikkat ederseniz İstanbul’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde yürürken görebilirler.
Ekonomik bakımdan rahat olmuş olsaydı, yazdıkları çok daha verimli ve muhteşem olurdu. Mesela Tolstoy’daki ekonomik imkânlar onda olsaydı, gerçekten müthiş romanlar yazmış olurdu. Ondan sonra gelen dünyanın bütün yazarları onu mutlaka okumuşlardır. Fiziki görünüş olarak kaba saba biri gibi görünse de nezaket ve zarafet bakımından o, dünyanın en hassas ve en kibar insanıdır. Genç arkadaşları, yazar olduktan sonra onu tanıyamamışlar; “Bu adam o dağınık, perişan hâliyle nasıl yazar oldu?” demişlerdir.
“Dostoyevski mi, Tolstoy mu?” diyorum ya, onun en önemli rakibi hemşehrisi Tolstoy’dur. Tolstoy’a, onu okuyup okumadığını soranlara dudak bükerek cevap vermemiştir; çünkü kafasını en çok Dostoyevski meşgul ediyordu. Ölürken başucunda Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler isimli romanı varmış. Sanırım Tolstoy o romanı birkaç kez okumuş; okuyup beğendiğini de Maksim Gorki’ye anlatmıştır. Dostoyevski bu romanında, açık açık anlatmasa da Hz. İsa’dan çok geniş anlamda söz etmiştir.
Tolstoy çok zengin, çok yüksek makamda, aristokrat bir adamdır. Türkiye’de bu tür makamdaki insanlara “elit” deniyor. Tolstoy gibi insanların elitlikleri paradan, topraktan değil; zenginlikten değil, zekâdandır. Bu sözü, çok yakında ölmüş olan ünlü tarihçimiz İlber Ortaylı için de söyleyenler oldu. Söyleyenlerin hiçbirisi, bence bırakın Tolstoy’un boyuna ulaşmayı, koltuklarının altına bile ulaşamazlar. O, Türkiye’nin zekâsı, ön sezisi ve beyniydi. Onun elitliği yaratıcılık elitliğiydi.
Dostoyevski’ye dönersek; Dostoyevski de çok yoksul olmasına rağmen zekâ bakımından dünyanın en büyük elitlerindendir ve entelektüel dediğimiz insanların bütün özelliklerini üzerinde taşır. Sevgili okurlar, önemli olan insanların elit olup olmaması değil; önemli olan, elit dediğimiz bu insanların halkla olan ilişkileridir. İlber Hoca’nın halkla ilişkileri gerçekten övgüye değerdi. Tarihi Türk halkına sevdirmiş bir insandı.
Dostoyevski kumarbazdır; tüm kazandığını kumara yatırmıştır. Bu durum onun kötü bir yazar olduğu anlamına gelmez. Onu da Rusya’da kumarcı diye suçlamışlardır fakat bilim ve sanat adamları, onun dünyanın en önemli yazarı olduğu konusunda birleşmişlerdir.
Sevgili okurlar, şimdi içinizden “Dünyayı savaş sarmış, ülkemiz de bu coğrafyanın merkezindeyken benim için ‘Dostoyevski mi, Tolstoy mu?’ demenin sırası mı?” diyenler olabilir. Haklı da olabilirler. Bu konu hakkında her gün yüzlerce, binlerce makale yazılıyor. Bir de ben yazmış olsam savaş bitmiş mi olur? Hem böylesi savaşların olduğu zamanlarda halkın en çok ihtiyacı edebiyata ve sanata olur. Edebiyat ve sanat insana şifa gibidir.
Tolstoy’un Savaş ve Barış isimli romanını okuyanlar bilirler; o roman Fransız-Rus savaşını anlatır. Tolstoy o romanı, o dönemde halka moral olsun diye yazmıştır. Cephede askerler savaşırken Rus halkı normal hayatını sürdürmektedir. Cephedeki savaşların kazanılması moralle olur. Savaşanların arkasında morali mükemmel bir halk varsa, kesinlikle o savaş kazanılır. Böyle zamanlarda birlik ve beraberlik gerekir. Birlik ve beraberliği sağlayan en önemli sanatlardan biri, Tolstoy’un yazdığı gibi romanlar, öyküler; yani edebiyattır. Unutmayalım, her kötü işin altından edebiyat ve sanatla kalkabiliriz. İşte Tolstoy o dönemde böylesine büyük bir görevi yazdığı romanla yerine getirmiştir.
“Tolstoy mu, Dostoyevski mi?” derken bu iki büyük yazarın, böyle zamanlarda halkına verdikleri moral çok önemlidir. Başından da sözünü ettiğim gibi, her ne kadar dünyanın takdir ettiği yazarlardan biri Tolstoy olsa da benim için Dostoyevski’dir.
Dostoyevski şapkasını şöyle anlatır: “Son derece ilginç, herkesin dikkatini çekebilecek bir şapkam var. Sokaklarda hiç kimsede benim şapkama benzer başka bir şapka görmüyorum. Gören herkesin aklında kalır. Bir kilometre öteden belli oluyor. Yanımdan geçen herkes bana değil, şapkama bakıyor.”
Dostoyevski’nin en çok korktuğu, çekindiği insan kimdi diye sorarsanız, elbette ki ev sahibiydi. Ev sahibine görünmeden dışarı çıkmak onun için bir kurtuluştu. Çünkü uzun süre birikmiş kira borçlarını bir türlü ödeyememişti. Aynı korkuları, yurt dışına çıktığı zaman da kaldığı otel sahipleri karşısında yaşamıştı. İşte bütün bunlar, kendisinin kumarbazlığı yüzünden başına gelen kötü şeylerdi.
Son olarak, yine de onun Kumarbaz isimli eserini herkesin okumasını salık veririm.