DELİLİK ÖYKÜLERİ

Tuncer Altunbulak

Hayatımın en zorlu ve en acılı günlerini Bakırköy ruh ve sinir hastanesine gidip gelirken yaşadım.

Gebze’den Bakırköy’e üç vasıta değiştirmek gerekiyor. Bakırköy meydanından her geçtiğimde  insanlar yüzüme bakıyor, sen kimsin burada ne işin var diye söylendiklerini hissediyordum.

Bana öyle geliyordu. Sıkıntıdan bacaklarım birbirine dolaşıyordu. Ürkek bir tavşan gibiydim.

Kendi mi Gogol’un paranoyalı roman kahramanlarına benzetiyordum. İşte vesvese böylesine ruhumu sarmıştı.

Çıldıracak hale gelmiştim, yaşamımın içine çok şey sığdırdım.

Gördüğüm duyduğum çok şeyi gizledim ama beni aşağılayanları, hakaret edenleri, bir de yoksulluğu gizleyemedim.

Yoksulluk ruhumu yaraladı, geçmişte bende büyük hatalar yaptım.

Bütün bunları tımarhane günlerinde anladım ve sorgulamaya başladım. Dostoyevskin’in roman kahramanları gibi paranoya olmuştum. Bir gün bölüm doktoru gel seninle şöyle bir sohbet edelim demişti.

Ben sohbet edemem demiştim, doktor kendini demi anlatamazsın demişti.

Bu tür şeyler aklıma gelince Aşık Veysel’i hatırlarım, Veysel baba içimden şarkı türkü söylemek geliyor ama birinin karısına, kızına aşık mı diye düşünür insanlar diye söyleyemedim der.

Mahalle baskısı işte bu ülkenin insanlarının çoğu böyle değil mi? Bu yüzden çoğumuz fikrimizi hiç söyleyemedik. Bilinç altımıza bastırdık oysa hepimizin biraz don kişot gibi maceracı, Dostoyevski gibi meraklı, Freut gibi analizci olmak gerekiyor.

Bu gibi şeyleri bilmediğimiz için halk olarak bizi güçlüler ağaç gibi bizi budamışlar. Bir şeyler yaşıyoruz hissetmiyouz.

Çoğumuz doğruyu yanlıştan ayıramıyoruz, okuduklarımızı anlayamıyoruz. Akıl hastanesinde onuncu günümdü, dinlenme salonunda uzun boylu zayıf bir adam, bir köşeye çömelmiş kedi çağırıyordu ama oralarda kedi falan yoktu.

Minnoş minnoş gel diyordu, sonra öğrendim ki çok sevdiği kedisini öldürmüş. Adam da çıldırmış bu olaya benzer bir olay yaşamıştım. Bu olay beni çok etkilemişti şimdi sizleri de etkileyecektir sanırım.

Köyde yaşadığım zamandı, yakın bir köylü olan Ali amca köpeğini bir ipe bağlamış yaylaya götürüyordu.

Ali amca nereye götürüyorsun bu köpeği dedim, bu köpekten bıktım beni utandırıyor.

Ay bu da nasıl bir söz böyle dedim. Bir köpek insanı nasıl utandırır. Bilenler bilirler köpeklerin çiftleşme zamanları vardı. Bu hayvanlar için doğal bir durumdur. Bütün hayvanların böylesi zamanları vardır ama Ali amca gibi cahiller bunu anlayamazlar, insanlarda çiftleşiyorlar. Köpek niye erkek köpekleri arkasından gezdiriyor diye işte cahillik dediğimiz şeyde bu.

Birde deli zabit vardı. Sık sık karşıma çıkar edebiyattan bir iki şey söyler kaçardı onu bir gün hastahanenin bahçesinde ağaçlarla konuşurken gördüm.

Beni görünce ayağı kalktı sana bir şey göstermek istiyorum dedi. Göstermek istediği şey karmakarışık renklerden oluşmuş bir resimdi. Vangoh gibi sarı boyaya boyamıştı.                                       

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.