DELİ GÖMLEĞİ

Tuncer Altunbulak

Bugün izinliyim, bu hastaneye geldiğim günlere göre çok daha iyiyim. İnsanlarla sağlıklı ilişkiler kurabiliyor, onları anlayabiliyor ve her konuyu tartışabiliyorum. Sıkıntılarımı eskisine göre daha hafif atlatabiliyorum, en güzel olanı da deliliğime alıştım ve onu kabul ettim. Şu an iki arkadaşımla bir pastanede oturmuşuz önümüzde dünyaca ünlü ressam Van Gogh’un bir resmi var ve biz onu analiz etmeye çalışıyoruz. Sizler buna deli saçması diyebilirsiniz, deyin. Bunu biz de biliyoruz zaten akıllı falan değiliz. Arkadaşlardan biri ressamın gücünü de aşan gerçek üstü analizler yapıyor, söylediklerinin resmin ana temasıyla hiç ilgisi yok. Sonuçta o bir deli. Diğer arkadaş bana sık sık abi inan ben bu resimden hiçbir şey anlamadım, resimde olmayan şeyleri varmış gibi görüyor, kimi renkleri nehir olarak kimi bulutları da dağ olarak görüyor. Bana gelince ben kendi ruhsal durumuma göre değerlendiriyorum. Bu resim kafamı karmakarışık etti gerçi ressamın bizden farkı yok hatta fazlalığı var. Ömrünü tımarhanelerde geçirmiş o da bir deli. Büyük Rus yazarı Tolstoy 50 yaşlarının başında önemli romanı Anna Karenina’yı bitirdikten sonra bunalıma girer ve ne olur ne olmaz diye yakın bir tımarhanenin yanında kendisine yeni bir ev alır, yaşamını değiştirmesini ister doktorları. O güne kadar meyhanelerde içki içerek kumar oynayarak kadınlarla zevk sefa içinde yaşayan büyük yazar bu yaşamını bırakır. Geldik Dostoyevski’ye şehvet, kumar ve kadın düşkünü olan bu büyük yazar da aslında tımarhanelik bir delidir. Böyle bir kişiliği var ama öte yandan o dünyanın en büyük romancısıdır. Ünlü psikolog Freud, Dostoyevski için o nevrozlu bir hasta, ahlakçı bir günahkâr, yaratıcı bir yazar ve bir delidir der. Sıra geldi Gogol’a yazar, “Bir Delinin Hatıra Defteri” isimli eserinde küçük bir kâtibin nasıl ve neden delirdiğini anlatır. Hayatımda okuduğum ve çok sevdiğim bir öyküdür. Memur durup dururken birden kendisini üstlerinden çok daha üstün, daha adil ve onlardan çok daha soylu görmeye başlar ve bu düşüncesini de yüzde yüz haklı görür. Aslında bu küçük memuru başta ailesi, çevresi ve içinde yaşadığı toplum delirtmiştir. Gogol da zaten bu öyküyle kendi deliliğini anlatmaktadır. Memur sonunda düşündüğünüz gibi tımarhaneyi boylar. Gogol’un da hayatının bir kısmı zaten tımarhanelerde geçer. Gogol ile Dostoyevski Deli Petro’nun kurduğu Petersburg şehrini bir tımarhane gibi anlarlar ve bir tımarhaneye çevirirler. Petersburg İstanbul ve Paris gibi bir edebiyat ve sanat şehridir ayrıca şunu da söyleyeyim, deliliği güzelleştiren şey başkalarının yapamadıklarını söyleyemediklerini delilerin rahatça yapmaları ve söylemeleridir. İşte bu yüzden diyorum ki Petersburg Rusya delilerinin dolaştığı dünyanın en güzel şehirlerinden biridir. Doğal olarak burayı güzelleştiren sözünü ettiğim gibi Gogol’un ve Dostoyevski’nin roman kahramanlarıdır. Rusya halkı dünyanın en ilginç halklarındandır, mesela çarların emirleriyle onlarca Rus aydını, yazarı ve bestecisi deli ilan edilerek tımarhanelere kapatılmış ve halkla ilişkileri kesilmiştir. Zaten dünyanın her yerinde böyledir. Dünyadaki tüm yöneticiler; aydınları, sanatçıları ve bilim insanlarını sevmezler. Sanat herkesin ulaşabileceği ve herkesin anlayabileceği bir şey değil özellikle de yönetenlerin hiç anlamadıkları bir şeydir. Sanattan anlamak için insani bir ruhunuz olmasının yanında eşitlikçi adaletli bir eğitim de almanız gerekir. Şu an arkadaşlarımla benim dünyanın en büyük ressamının resmini analiz etmeye kalkışmamız da bir tür deliliktir ama bizde deli olduğumuz için bu hakkı kendimizde görüyoruz. Sıra geldi tımarhaneye, aslında tımarhane bir sosyal okuldur. Dünyanın hiçbir üniversitesi bir tımarhanenin verdiği dersleri ve bilgileri asla veremez. Yazımın sonunda Ali isminde birlikte yattığım bir arkadaşı anlatmak istiyorum. Ali altı ayını tavana bakarak geçirdi. Ona bir gün neden tavana baktığını sordum, o da kimselere söylemezsen söylerim dedi. Adam meğer Azrail’le konuşuyormuş, alın size bir deli daha burası tımarhane, burada böyle şeyler normal işlerdir ve burada bu tür işler anlayışla karşılanır. Aslında bir iyileşme aracıdır. Ali tavana bakarak kendini iyileştiriyordu. Benim yıllardan beri hiç durmadan yazdığım gibi…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.