DARAĞACINDA ÜÇ FİDAN...!

İsmail Kadı

Bizim kuşağımız Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Mahir Çayan’ları yakından tanıma imkanı buldu.

Bugün günlerden 6 Mayıs, 1972 yılında idam edilen üç genç insanın idam edilişinin 45. yılı.

O günleri bu gün gibi hatırlıyoruz.

Bizim kuşağımızın önemli bir kısmı Mahir Çayanların öldürülmesine, Deniz Gezmişlerin asılmasına tepki göstererek onların düşüncesine sempati duyarak büyüdük.

Kim bu üç fidan...

Deniz Gezmiş; 27 Şubat 1947 yılında Ankara’nın Ayaş ilçesinde dünyaya geldi.

Öğretmen bir anne babanın oğluydu.

Liseyi İstanbul’da okudu, 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar İlçe Başkanlığına aday oldu.

31 Ağustos 1966 tarihinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçileri Türk-İş yöneticilerini protesto eden grupla birlikte yaptığı eylem sonucu gözaltı ile ilk kez tanıştı.

1966 yılında İstanbul Hukuk Fakültesini kazandı.

12 Mart 1971 darbesinin hemen ardından Yusuf Aslan ile birlikte Sivas’a giderken motorsikletlerinin bozulması sonucu 16 Kasım 1971’de Gemerek’de gözaltına alındılar.

Oradan da Ankara’ya nakledildiler.

16 Temmuz 1971’de sıkı yönetim mahkemesi tarafından TCK’nın 146. maddesini ihlal gerekçe gösterilerek 9 Ekim 1971’de son duruşmada idama mahkum edildiler.

6 Mayıs 1972 tarihinde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ile birlike saat: 01:00 - 03:00 arasında Ankara merkez cezaevinde idam edildiler.

Aradan 45 yıl geçti, daha dün gibi anıları dipdiri, taptaze yaşıyor.

Bu coğrafyada aydın olma, devrimci olmak, demokrasiden özgürlüklerden yana taraf olmak büyük bedeller ödemeyi gerektirir.

Bu yüzden çok acılar çektik, çekmeye de devam ediyoruz.

Aradan 45 yıl geçti, bu cinayeti işleyenleri hiç kimse iyi hatırlamıyor.

Öldürülen gençleri  aradan 45 yıl geçmesine rağmen kimse unutmadı!

Eğer idamlar, öldürmeler ülkelerin sorunlarını çözebilseydi bu günlere gelinmezdi.

Haksızlığın, eşitsizliğin, adaletsizliğin yaşandığı her yerde başkaldırılar kaçınılmazdır.

Deniz Gezmişleri ölümle cezalandırılanlar insanlığa büyük acılar yaşatmıştır.

Bu acı bugün bile kendini hissettirir durumdadır.

***

Şeyh Edebali’nin 700 yıl önce Osman Gazi’ye verdiği nasihattan bir alıntı ;

Ey oğul, artık Bey’sin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana.  Suçlamak bize, katlanmak sana. Âcizlik bize, hoş görmek sana. Çatışmalar, anlaşmazlıklar bize, adâlet sana.  Kötü söz, şom ağız, haksız yorum bize, bağışlamak sana. Bölmek bize, bütünlemek sana…

Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın! Amma bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen,  öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Sabah rüzgârlarında savrulur gidersin. Daima sabırlı, sebatlı ve irâdene  hâkim olasın.

Unutma ki, dünya sandığın kadar büyük değildir. Bütün sırlar; bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak  senin şecaat, fazîlet ve irfânınla fethedilip gün ışığına çıkacaktır.

Ey oğul! Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; insanı yaşat ki, devlet yaşasın!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.