Bazı vedaların saati olmaz.
Cumartesi sabaha karşıydı… Saat dört müydü, beş mi, tam olarak bilmiyorum. Bildiğim tek şey, babamın o saatlerde hayata veda ettiği.
Annem on gündür yanındaydı. On gündür başucunda bekliyordu. Ben de cumartesi günü babamın yanına gidecektim.
Kısmet olmadı.
İnsanın bazı cümleleri söylemesi bile ağır geliyor:
“Cumartesi babamın yanına gidecektim…”
Gidemedim.
Ama babam o gece yalnız değildi. Annem yanındaydı. Belki de aylardır süren o uzun bekleyişin son nöbetini annem tuttu.
Üç buçuk aydan fazla…
Okan Üniversitesi Hastanesi’nin palyatif servisinde geçen uzun günler ve geceler… Bir hastane odasının içine sığdırılmış koca bir hayat.
İlaç saatleri, doktorların kontrolleri, hemşirelerin gece gündüz demeden giriş çıkışları… Bir nefesin, bir lokmanın, bir göz açışının bile nasıl büyük bir umuda dönüşebildiğini yaşayarak öğrendik.
Bazen babamın gözlerini açması yetiyordu bize.
Bazen birkaç lokma yemesi…
Bazen elini hareket ettirmesi…
Bazen sadece nefes alması…
İnsan, sevdiği birinin hayatına tutunurken ne kadar küçük şeylerden umut devşirebildiğini böyle zamanlarda anlıyor.
Son günlerde ise babamın çok yorulduğunu hissediyordum.
Daha fazla uyuyor, daha az yiyordu. Gecesi gündüzüne karışmıştı. Bazen kızıyor, bazen elini kaldırıyor, bazen de bizim göremediğimiz bir yere bakıyordu.
Belki bedeni artık taşıdığı yükten yorulmuştu.
Belki de gitmeye hazırlanıyordu.
İnsan babasının gidişine hazırlanabilir mi?
Hazırlanamıyor.
Sadece bir yerden sonra, bütün kalbinle “Yeter ki artık acı çekmesin.” diyebiliyorsun.
Bir evlat için bundan daha ağır bir kabulleniş var mı, bilmiyorum.
Bir yanım babam gitmesin istiyordu.
Bir yanım ise artık yorulduysa huzur bulmasını diliyordu.
Ve sonra o sabah geldi.
Cumartesi gelecektim.
Babam cumartesiyi beklemedi.
Annem yanındaydı.
Babam, aylar süren o ağır yolculuğun sonunda son nefesini annemin yanında verdi.
28 Eylül Pazar günü onu toprağa verdik.
Cenazeden sonra insan ölümün başka bir yüzüyle karşılaşıyor.
Kalabalık dağılıyor.
Dualar bitiyor.
Telefonlar susuyor.
Herkes kendi hayatına dönüyor.
Ama sen dönemiyorsun.
Çünkü hayatında bir sandalye eksiliyor.
Bir telefon eksiliyor.
Bir ses eksiliyor.
Bir “baba” eksiliyor.
İnsan, ölümün asıl ağırlığını o sessizlikte anlıyor.
Cumartesi gelecektim.
Kısmet olmadı.
Bu uzun ve ağır süreçte yalnız değildik.
Babamın Okan Üniversitesi Hastanesi' palyatif bakım sürecinde onunla ve bizimle yakından ilgilenen, zor günlerimizde desteklerini esirgemeyen doktorlarımızı da burada anmak istiyorum.
Dr. Serhat, Dr. Öğr. Üyesi Umut Caner Canoğlu ve Dr. Gülşen Çakmak…
Her birinize emeğiniz, ilginiz ve babamın son dönemindeki hassasiyetiniz için teşekkür ederim.
Ayrıca gecesi gündüzü olmayan bir tempoyla; bazen bir ilaç, bazen bir müdahale, bazen bir açıklama, bazen de yalnızca birkaç teselli sözüyle yanımızda olan hemşire ve hemşirlerimiz; Almila, Fatma, Nazlı, Aleyna, Aleyna, Eren, Ersin, Barış, Emirkan, Batuhan, Talha, Dilara, Azize, Hira ve Fatih…
Hepinizin emeği bizim için çok kıymetli.
Yardımcı personellerimiz Hülya, Ahmet, İlknur, Melih ve Funda…
Sizlerin de desteğini, emeğini ve zor günlerimizde gösterdiğiniz anlayışı unutmayacağım.
Biliyorum, hepiniz işinizi yapıyordunuz.
Ama bazı işler yalnızca meslek değildir.
Bazen bir hastanın elini tutmak, ailesinin gözlerindeki korkuyu görmek, yorgun bir yakına birkaç dakika nefes aldırmak da işin görünmeyen tarafıdır.
Sizler o görünmeyen tarafta da yanımızdaydınız.
Babamın son yolculuğunda ona ve bize gösterdiğiniz emek, ilgi ve insanlığı unutmayacağız.
İnsan, sevdiğini kaybettiğinde onunla ilgili her şeyi de kaybetmiyor. Tam tersine, bazı hatıralar daha da derinleşiyor.
Bir ses, bir koku, bir söz, eski bir fotoğraf…
Yıllar sonra hiç beklemediğin bir anda babanı yeniden karşına çıkarabiliyor.
Belki de ölüm, insanın sevdiğini tamamen kaybetmesi değil; onu artık başka bir yerde aramayı öğrenmesidir.
Ben şimdi babamı dualarımda, anılarımda, çocukluğumda ve kalbimin en derin yerinde arayacağım.
Ve biliyorum ki bundan sonra hayat devam edecek.
Ama benim hayatım, babamın olmadığı hâliyle devam edecek.
Bazı eksikliklere alışılmıyor.
Sadece insan, o eksiklikle yaşamayı öğreniyor.
Cumartesi gelecektim baba…
Kısmet olmadı.
Ama bil ki sana geç kalmadım.
Çünkü seni sevmek için son günü beklemedim.
Aylardır yanındaydım.
Son nefesinde yanında olamasam da sevgim hep yanındaydı.
Şimdi sana söyleyebildiğim son söz belki de en sade olanı:
Seni hep sevdim baba.
Allah rahmet eylesin.
Mekânın cennet olsun.
Geride kalan bizlere de seni yokluğunda sevgiyle yaşatabilecek güç versin.
Bu zor günlerde yanımızda olan, arayan, soran, dualarını ve güzel dileklerini esirgemeyen herkese gönülden teşekkür ederim.
Varlığınız, desteğiniz ve dualarınız bizim için çok kıymetli.
Cumartesi geldim.
Sen gitmiştin baba...