CHP’DE İNTİKAM SİYASETİ!

Cengiz Akgün

Siyaset tarihimiz, koltuk ikbali uğruna kendi yol arkadaşını yolda bırakanların hikayeleriyle doludur. Ancak bugün CHP’de yaşananlar, sadece bir vefasızlık örneği değil; bizzat adaletin, vicdanın ve dürüstlüğün yerle yeksan edilmesidir.

Mahkeme kararıyla CHP’nin başına geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu ve çevresi, şimdilerde iktidar partisinin jargonuyla konuşmayı kendilerine yeni bir siyaset tarzı olarak seçmiş durumdalar. Düne kadar "hak, hukuk, adalet" diyerek yollara düşenler, bugün cezaevindeki CHP’li belediye başkanlarına ve yöneticilerine dönüp, adeta o bildik ağızla sesleniyorlar: “Hakkınızda iddialar var, aklanın da gelin!”

Dürüst, ilkeli ve ahlaki bir siyasetin gereği şudur: Bir suçlama yöneltiyorsan, "Elimizde belge ve kanıtlar bunlar, siz şu suçlara bulaşmışsınız" dersiniz. Oysa Kılıçdaroğlu ve ekibi ne yapıyor? Hiçbir somut belgeye dayanmayan, "Hakkınızda şöyle söylüyorlar, böyle diyorlar, adam 'verdim' diyor" gibisinden dedikodulara, varsayımlara ve gerçek dışı iddialara sarılıyorlar.

Yargı yolları henüz tükenmemiş, ortada kesinleşmiş hiçbir kanıt yokken masumiyet karinesini hiçe saymak, kendi belediye başkanlarını zan altında bırakmak hangi vicdana sığar? Tabii ki ortada gerçekten bir yolsuzluk, bir hırsızlık varsa kimsenin gözünün yaşına bakılmamalı, hak eden hak ettiği cezayı almalıdır. Ancak 13 seçim kaybetmiş, toplum nezdinde inandırıcılığı kalmamış Kılıçdaroğlu’nun, "vurun abalıya" misali CHP’li başkanların lime lime edilmesine böylesine bir iştahla destek vermesinin arkasında başka bir hesap var.

Açık konuşalım: Kılıçdaroğlu ve çevresi, başta Ekrem İmamoğlu olmak üzere kendilerini 2023 kurultayında yenen yenilikçi kadroların cezaevinden falan çıkmasını istediği yok. Çünkü çok iyi biliyorlar ki, o isimlerin içeride kalması, bu "butlan" yönetiminin CHP’de tek söz sahibi olarak kalması demektir. Kendi yol arkadaşlarının hedef gösterilmesine siyasi rakiplerinin argümanlarıyla destek vermenin başkaca hiçbir rasyonel açıklaması olamaz. Bu, siyasi bir tasfiye operasyonudur ve ne yazık ki içeriden yürütülmektedir.

Bugün sokağa çıkın; halkın arasına karışın. Kılıçdaroğlu ve bu butlan yönetimi hakkında tek bir olumlu söz söyleyen göremezsiniz. Sokakta hiçbir karşılıkları yok. Ama onların derdi zaten memleketi yönetmek ya da iktidar olmak değil. Onların tek bir derdi var:

"CHP Genel Merkezi bizim olsun, gerisi teferruat. Milletvekili ve belediye başkanlığı adaylıklarını biz dağıtalım, eşe dosta koltuk verip keyfimize bakalım..."

Bu beyler fildişi kulelerinden siyaset tasarlarken çok önemli bir gerçeği ıskalıyorlar: Seçim barajı yüzde 7! Butlan yönetiminin olası bir seçimde yüzde 3 oy alması bile büyük bir başarı sayılacaktır. Bu da koskoca asırlık çınarın, CHP’nin tamamen çakılması ve dibe vurması demektir. Ne acıdır ki bu yıkım, partiyi kendi malı sanan bu ekibe nasip olacaktır.

Son bir söz de bu tiyatroyu tribünden izleyenlere...

Bugün CHP içinde tabiricaizse üç maymunu oynayıp sessiz kalanlar, tarafsızmış gibi görünüp olup biteni sadece izlemekle yetinenler, yarın bu yıkımın ortağı olarak anılacaktır. Bu sessizlik, butlancılarla aynı siyasi vebali taşımaktan başka bir anlama gelmez. Tarih, adaleti kendi arkadaşından esirgeyenleri de, bu haksızlığa dilsiz kalanları da asla affetmeyecektir.