Bulgaristan’da polisten kaçtık Tuzla’da müfettişten saklandık

Bulgaristan’da Todor Jivkov dönemi rejimin baskı ve asimilasyonu sonrası 1989 yılında ailesi ve bir bavulla Gebze’ye göç eden Gülseren Aksu… Bulgaristan’da isimleri değişmesin diye polisten, jandarmadan kaçmışlar.

“İzmir’den bakınca, ‘Gebze emeğin kenti’ denilirdi. Ama emeğin sömürü kenti olmuş.”

Avukat Sevda Erdan KILIÇ

CHP İzmir Milletvekili

CPS Tekstil direnişini ziyaretinde/12 Mart 2021

Avrupa’nın 2’nci Dünya sonraki en büyük zorunlu göçünün 32’nci yılındayız. Bulgaristan’da komünist rejimin asimilasyon, zulüm ve baskısından kaçarak Türkiye’ye geçen milli halterci Naim Süleymanoğlu’nun sayesinde 1986’da açığa çıkan bir insanlık ayıbının ve dramının ardından 1989 yılının yaz aylarında Türkiye ve Gebze yeni bir göç dalgasına bu sefer Balkanlar’dan tanık oldu. Bulgaristan Türkler’i bir zamanlar Türk toprağı olan yerlerinde varını, yoğunu, evini barkını bırakarak ellerinde bir bavulla göç ederken adeta sıfırdan yeni bir hayat, yeni zorluklarla başladı.

HER GÖÇ SERMAYE İÇİN FIRSAT OLDU

Ve sermaye içinde fırsat o fırsattı. Günümüzde Suriye’den gelen göç sonrası yaşandığı gibi çalışmaya mecbur olanlar asgari ücretin dahi altında maaşlarla, değil sendikal örgütlülük sosyal güvence dahi olmadan, sesini soluğunu çıkartmadan çalıştı. Onlardan biri de Türk Metal Sendikası Gebze 1 No’lu Şube’nin örgütlü olduğu Pimsa Otomotiv’in işyeri temsilcisi, 1998 göçerlerinden Gülseren Işık. Hikâyesinde şöyle trajikomik bir detay var.

BİR YERDE KAÇMIŞ BİR

YERDE SAKLANMIŞLAR

“Bulgaristan’da asimilenin tavan yaptığı yıllarda isimleri değiştirilip Bulgar vatandaşlığına geçmesin diye köylerine gelen polisten jandarmadan kaçıp ormana sığınırlarmış. Gebze’ye geldikten sonra üç yıl boyunca sosyal güvencesiz çalıştığı Tuzla Deri Sanayi’deki Özkan Kundura’ya her sigorta müfettişi geldiğinde, müfettişe gözükmemek için işverenin saklanın dediği yerlerde saklanmış, 100’lerce arkadaşıyla. Üstelik firma da ihaleyle iş alıp TSK içinde üretimde bulunan bir firma:  

ÇALIŞTIK ÇÜNKÜ İHTİYACIM VARDI

“Bulgaristan’dan Gebze’ye eşim ve kızımdan dört ay önce geldim. Eşimde geldikten sonra uzun süre iş ve geçim sıkıntısı çektik. Oturma izninin çıkmasının ardından çalışmaya başladık. Ben de Tuzla Deri Sanayi Bölgesi’nde Özkan Kundura’da iş bulabildim. Asgari ücretin altında maaşla, üç yıl sigortasız çalıştık çünkü ihtiyacım vardı. Ama çok ağır mesai koşulları olan, yeri geldiğinde 24 saat çalıştığımız işyerinde o yıllarda mesailerle birlikte asgari ücretin misli misli maaş alırdım.

SONRADAN DANK ETTİ

Özkan Kundura zaman zaman SSK (SGK) tarafından denetlenirdi. 50-60’ı kadrolu 600-700 çalışanı vardı. İhaleyle iş alır, sezonluk işçi çalıştırırdı. Ben de sözüm ona sözleşmeli olarak yıllarca çalıştım. SSK tarafından denetlemeye geldiklerinde işveren bizi soyunma odasına gönderir, ‘Ben size haber verene kadar orada bekleyin’ derdi. Niçin öyle yaptığı sonradan dank etti.

SENDİKAMLA GURUR DUYUYORUM

Özkan Kundura’da çalışırken, 2004 yılında Pimsa Otomotiv’e işçi alacaklarını duyduktan sonra gelip form doldurdum. Artık sosyal güvencemin işlemesini istiyordum. Sosyal güvencenin de ötesinde, Türk Metal Sendikası kurumsalında sendikal örgütlü bir işyerinde başladım. Ben sendikanın ne olduğunu da burada öğrendim. Bulgaristan’da da hiç görmemiştik. Bilmiyorduk. Türk Metal Sendikası çok güçlü. Genel başkanından şube başkanına ve yönetimine kadar sendikamla gurur duyuyorum.”

İNCE BİR İŞÇİLİK

Pimsa Otomotiv’de Mercedes parça bölümünde operatör olarak başlayan ve preste çalışan Gülseren Işık, üretim departmanında görev almadan önce bir hafta süreli bir eğitimden geçmiş: “Bizim işimiz de incelik, kadın inceliği ve hassasiyeti arıyor. TIR’ların tavan kısmı için keçeden bir parça üzerinde yapıştırma, fırında kurutma, üzerine kumaş serme gibi işlemleri uyguluyoruz.”

 “TECRÜBEYLE SABİT” DENEMELER…

 

Kadın çalışan kadın

temsilciye konuşuyor

Pimsa Otomotiv İşyeri Baştemsilciliğini aynı zamanda  Gebze 1 No’lu Şube Eğitim Sekreteri Ayhan Bayraktar sürdürüyor. Yüzde 51’i İtalyan, yüzde 49’u yerli sermayeli Pimsa Otomotiv’de haftanın beş günü 10 saat çalışma olduğunu, hafta sonu günleri tatil yapan işyerinde iş durumuna göre mesaiye kalındığını belirten Bayraktar, “2009 yılının başında temsilci olduğum iş yerimizde aynı yılın sonunda baştemsilcilik görevine getirildim. Şube eğitim sekreterliği görevimle birlikte sürdürüyorum” dedi.

KADIN ÇALIŞANLAR ARTINCA…

 

 İşyerinde kendisiyle birlikte bir temsilci yardımcısı ve iki temsilci olduğunu kaydeden Bayraktar, Gülseren Işık’ın temsilciliğe atanma sürecini şöyle anlattı: “ Kadın çalışanlarımız arttığı için hem onları temsilen, hem de sorunlarını rahatlıkla anlatabilmeleri için kadın temsilciye gerek görüldü. Temsilcilikte adı geçen arkadaşlarla yönetim bazında yapılan görüşmeler sonrası Gülseren Işık’ta karar kıldık.

GÖRDÜK Kİ.. DOĞRU YAPMIŞIZ!

Kadın temsilcinin görevi öncelikle hemcinslerinin erkek temsilciye aktarmaktan çekindiği sorunları dinleyerek yönetimimize, bizlere aktarması. Onun haricinde diğer temsilciler gibi genel anlamda yaşanan sorun varsa ilgili yerlere aktararak çözüm üretmek. Ve gerçekten gördük ki kadın çalışanlar, kadın temsilci olduğu sürece sorunlarını ve beklentilerini daha rahat şekilde ifade edip aktarıyorlar.”

GONCALARLI GÜLSEREN’DEN ‘PELARİLİ GÜLA’YA DÖNÜŞÜM!

 

“Sünnetçiyim” diyen bilmediğimiz

kişilere çocukları sünnet ettirdik

 

4 Aralık 1971’de Haskova’nın tüm nüfusu Türk olan Goncalar Köyü’nde dünyaya gelen evli, iki çocuk annesi ve bir torun sahibi Gülseren Işık, Bulgaristan’da 1998 yılına kadar kaldı. Gebze’ye 26 yaşında geldiğinde henüz bir çocuk annesiydi. İlk, orta ve liseyi Bulgaristan’da okudu. Üniversite eğitimi göremedi. Işık’ın ama gülümseten ama iç acıtan Bulgaristan hikâyeleri şöyle:

“Ortaokul beşe gidiyordum. İsim değişikliği için köylere tanklar geldi. Arıcılık faaliyetlerinden ötürü Goncalar adlı köyü Pelari’ye dönüştürdüler.

Zulme direnen, isimlerini vermek istemeyen Türkler bir bavulla sürgün edilmeye başlandı. Okulda öğretmenler de, ‘Türk kalmasın. Herkes gitsin vatanına’ diye ayrımcılık yapıyor, not kırıyordu.

SİVİL POLİSE İKİ DEFA YAKALANDIM

Okul kantininde Aysel diye bir arkadaşımla Türkçe konuşurken sivil polise yakalandım. Babama hemen telgraf gitti. 5 Leva ile cezalandırıldım. 10 gün sonra yine yakalandım. İkiye katlandı ceza. Asgari ücretin 20-25 Leva olduğu yıllarda büyük para. Bir haftalık harçlığımı cezaya yatırdım. Polis, ‘Türkçe yasak, bilmiyor musun?’ deyince, ‘Ana dilim’ dedim. İsimlerimizin değiştiğini söyledi: ‘İsim değişebilir. Dilimi kimse değiştiremez’ diye yanıt verdim.

Okul müdürü babamı çağırdığında rahmetli, müdüre;  ‘Biz Türk’üz. Ben senin ismini Halil yapsam Türkçe konuşur musun?’ deyince müdür de baskılardan yakındı.

ELİMDEKİ BIÇAĞI GÖRÜYOR MUSUN?

Rahmetli babam Kurban Bayramı’nda kurbanını keserken polis başına ‘yasak’ diye dikildi: Ben kurbanımı keserim. Senin yılbaşında kestiğin gibi keserim. Kimse engelleyemez. Elimdeki bıçağı görüyor musun?” deyince polis söylene söylene gitti.

Halam torununu gizli saklı sünnet ettirdi ancak hatalı operasyondan hastanelik oldular. Doktor, mecburen yine sünnet etmek zorunda kalırken halamı da polise bildirdi. Halam 10 gün boyunca nezarethanede kaldı. Mahkemeye çıktı. Afla bıraktılar.

Annemler isimleri vermemek için karda boranda, iki ay ormanda kaldı. Ne kadar kalıp ne kadar dayanabilirsin?

DÜĞÜN YAPAMADAN EVLENDİM

Eşimle düğün yapamadan evlendim. Ben zaten kaçtım. Davul zurna da yasaktı. Eşimin de Cemil olan adını Desebir diye değiştirmişlerdi. Hastalığından, kanser vakasından ötürü malulen emekli oldu. Kardeşinden ilik nakli yaptılar.

Ben bir sefer sınıra kadar kaçak geldim. Ancak ihbar edindiler. Kucağımda 2.5 yaşında kızımla, Kapıkule yakınlarından geri döndüm. Daha sonra geçici vizeyle geldim. Eşim de Bulgaristan’ın Avrupa Birliği ülkesi olmasından sebep yurt dışına çıkıp benden dört ay sonra kızımla birlikte gelebildi.

Komünist rejimde baskı ve asimileyi saymazsak eğitim ve sağlık devlet hizmetiydi. İyi bir yönü oydu.

KULLANAMAM BEN BU TÜFEĞİ

Lise eğitimim sonrası bir ay süreyle mecburi askerlik yaptım. Bir gün talime çıktık. Elime kalaşinkof verip ateş etmemi istediler. Tüfeği bırakıp, ‘Kullanamam ben’ dedim. Askerde de ayrıştırma vardı.

Bulgaristan’da bıraktığımız evde şimdi kaynanam ve görümcem çalışıyor. Hiç eşya getirmedik. Burada her şeyi sıfırdan aldık.

Çifte vatandaşız. Bulgaristan’ın AB üyesi olmasından ötürü serbest dolaşım hakkımız var ama ekonomik sebeplerden ötürü hiç Avrupa ülkelerine tatile gidemedik. Türkiye’de tatil yaptığımız oldu.

Sabri Gerenli Gebze’ye

direk Belene’den geldi

Fatih Devlet Hastanesi’nde görev yapan Uzman Doktor Sabri Gerenli, Belen’deki kampta bayağı yattı. İsimleri vermeyeceğiz diye diretince bedelini ağır ödettiler. Türkiye’ye direk Belene Kampı’ndan geldi.

 

Kültür merkezine gittim

Filminde çok ağladım

 

Naim Süleymanoğlu’nun adının verildiği Çayırova, Şekerpınar’daki Çayırova Belediyesi Kültür Merkezi’ne elbette gittim. Naim’in hayatını anlatan filmi de izledim. Çok ağladım.

Naim Süleymanoğlu’nun yaşadığı Kırcaali’de çıkan çatışmalarda çok sayıda insanda hayatını kaybetti. Biz sesimizi Naim Süleymanoğlu’nun sayesinde duyurduk. Kendisine minnettarız.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

GÜNCEL Haberleri