Gebze Belediyesi’nin yerel değerleri ve kalemi güçlü isimleri bir araya getirmek amacıyla hayata geçirdiği ‘Bizim Yazarlar’ etkinliği, kağıt üzerinde son derece vizyoner ve heyecan verici bir düşünceydi. Kentin kendi bağrından çıkan değerlere sahip çıkma fikrini kim alkışlamaz ki? Ancak ne yazık ki, iyi niyetle yola çıkılan bu organizasyon pratik uygulamada tam anlamıyla bir fiyaskoya dönüştü.
Etkinliğin koordinasyonunda öyle temel hatalar vardı ki, "Bu iş gerçekten kültür-sanat yönetimi bilen ellerden mi çıktı?" diye sormadan edemiyoruz.
Bir kere organizasyonun hafta içi günlerine sıkıştırılması başlı başına bir planlama hatasıydı. Çalışan, okuyan, üreten ve bu kentin dinamik nüfusunu oluşturan kitlenin katılamayacağı bir gün ve saatte etkinlik yapmak, baştan havaya kürek çekmek demektir. Nitekim akşama kadar standların kurulduğu alana ne gelen vardı ne de giden. Kendi kendine konuşan, bomboş bir meydandan öteye geçemedi organizasyon.
Gelelim işin en can alıcı ve can sıkan kısmına: Katılımcı profili.
Edebiyat, yazarlık, şairlik bu kadar ayağa düşürülmeli mi? Etkinliğe davet edilen isimler belirlenirken hiçbir seçicilik kriteri gözetilmemiş. Ömründe bir tane şiir kitabı bastırmış ya da toplasanız 30 yapraklı, niteliği kendinden menkul bir şeyler karalamış kim varsa "yazar" sıfatıyla oradaydı.
Elbette bu eleştirinin tamamen dışarısında tutulması gereken, rüştünü ispat etmiş değerlerimiz de vardı. Örneğin, edebiyat dünyasındaki duruşu ve eserleriyle kalitesini bildiğimiz Murat Tuncel gibi birkaç kıymetli ismi tenzih ediyorum. Ancak bu birkaç istisna, genel tablonun yarattığı "sıradanlık" hissini bastırmaya yetmedi.
Sormak gerekiyor: Yazarlık bu kadar basit, bu kadar sıradan bir unvan mıdır? Gebze Belediyesi bu işi yaparken daha seçici davranmak, gerçekten yazar olduğunu kanıtlamış, bu işe yıllarını ve emeğini vermiş isimleri öne çıkarmak zorunda değil midir?
Organizasyonun vizyonsuzluğu maalesef atmosferine de yansıdı. Karşımızda entelektüel bir paylaşım alanı, derinlikli bir edebiyat etkinliği yoktu. Manzara daha ziyade bir "çay, börek, çörek muhabbeti" kıvamındaydı. Kültür sanata vizyon katması beklenen bir belediyenin, etkinliği bu seviyeye indirgemesi Gebze’ye yakışmadı.
Madalyonun bir diğer acı yüzü ise her zamanki kronik hastalığımız: Dışarıdan gelene gösterilen muamele.
Şehir dışından davet edilen bir takım isimlere gösterilen özen, her ne hikmetse bu kentin tozunu yutmuş, Gebze’nin kendi yazarlarından esirgeniyor. Kendi değerine üvey evlat muamelesi yapıp, dışarıdan gelene kırmızı halı seren anlayıştan bir an önce vazgeçilmelidir.
Son söz olarak; Gebze Belediyesi’ne dostane bir uyarıda bulunmak şart. Eğer önümüzdeki yıl da aynı vizyonsuzlukta ısrar edilir, seçici davranılmaz ve format bu çay saati havasından kurtarılmazsa, bu etkinliğin hiçbir anlamı kalmayacaktır. Aynı tas aynı hamam devam edecekse, önümüzdeki yıl bu etkinlikte ben yokum. Yerel yazarına gerçekten değer veren, nitelikli organizasyonlarda buluşmak en doğrusudur.