BIRAK GİTSİN

Dilek ALP

Bugün gündemimde siyaset yok, benzine gelen zam da yok. Dolarla maaş almadığıma göre artışını dert etmeme gerek yok, layığımız olan asgari ücrete de değinmeyeceğim, kadın cinayetleri de konumuz değil zaten, çocuk tacizlerine karşı duygusuzum artık, meclis konuşmaları da ilgimi çekmiyor, yakın zamanda kafamın üzerinde yıldızlı bir hare de gözükmeyeceğine göre, her şey sakin güzel ülkemde çok şükür…

Amerikalı yazar Jim Rohn’un dediği gibi "Mutluluk, gelecek için erteleyebileceğiniz bir şey değildir; bugün için tasarlayabileceğiniz bir şeydir."

Çoğunuz gibi ben de yaşadığım hayatın büyük bir bölümünü mutluluk peşinde koşarak geçirdim. Nedense o mutluluk dediğim şey, her ulaştığım hedefte bir adım daha uzağa kaçan hınzır bir tavşan gibiydi. Görüyordum ama yakalayamıyordum.

5 yaşımda Kars, Sarıkamış’ta Ruslar’ın yaptığı taş evimizin bahçesindeki tüm çekirgeleri yakalayıp kavanoza doldurduğumda çok mutlu olacaktım. 14 yaşımda dâhil olmaktan gurur duyduğum DSİ Voleybol Yıldız Kızlar Takımım şampiyon olduğunda mutluluktan delirecektim. 15 yaşımda Converse marka spor ayakkabımı alınca mutluluğum kesinlikle garantilenecekti. 17 yaşımda İyi bir üniversiteye girersem mutlu olacağımdan emindim. 20 yaşımda üniversitede, sağlam bir iş bulursam mutlu olacağıma inandım. 21 yaşımda hayalimdeki işe girdiğimde, mesleğimde adımın anılacağı projelere imza atarsam çok mutlu olacağıma kesin gözüyle bakıyordum. 22 yaşımda daha çok okursam, kendime ne kadar fazla değer eklersem daha mutlu olacağımı düşündüm. Kaç tane öğrenciye burs olanağı sağlarsam o kadar mutluluğum artacaktı. Ne kadar çok dernekte gönüllü çalışırsam o kadar tamamlanmış hissedecektim. Ve bu koşturma çoğalarak devam etti.

Ne zaman hedefime bir adım ulaşsam, sanki bir sonraki hedef gerçek mutluluğun beni beklediği basamakmış gibi geliyordu. Bu maraton özel hayatımı da etkiledi doğal olarak. 23 yaşımda akıllı bir adam ve örnek alınacak bir evlilik mutluluğumu ölümsüzleştirecekti. 26 yaşımda evli olmak harika ama gerçek mutluluğu bulmak için çocuk sahibi olmak gerekiyordu. Tanrım, oğlumla olmaktan tam anlamıyla zevk alabilmem için bebeğimin biraz büyümesi gerekiyordu… Ve bunun gibi milyonlarca koca koca hedefler… Kırk yıla yakın bir süre, ne kadar beyhude bir kovalamaca olduğunun farkına varmadan bu yolda koşup durdum.

Ve bir gün, dengeli olduğu kadar fazla planlı hayatım, kontrolüm dışında anormal sebeplerle aniden değişmek zorunda kaldı. İçtiğim bir fincan kahveyle bile aşırı mutlu olduğunu düşünen benim, yaşantımda koşulsuz adadığım tüm değerlerim temelinden sarsıldı. Bu da hayata, insanlığa bakış açımı kökten değiştirdi. Şuan düşünüyorum da yıllar önce iyi ki de olmuş...

İşte o an, ilk defa bu kovalamacanın boşuna olduğunu gördüm. Hâlâ hedeflerin önemli olduğuna ve onlara ulaşmak için çabalamamız gerektiğine inanıyorum. Ama şimdi, onları daha çok yaşam yolculuğunda kilometre işaretleri olarak görüyorum, mutlulukla pek ilgisi yok artık bunun. Anladım ki “mutluluk” peşinden koşulacak bir şey değil. Bu zaten içimizde olan bir şey. Onu bulmak için önce hayatımızdaki dağınıklığı temizlememiz gerekiyor. Bu sakince yapılan bir yolculuk. Kendi deneyimlerime göre;

Her şeyi kontrol etmeye çalışmaktan vazgeçin. Kontrol edebileceğimiz tek şey kendi davranış ve tepkilerimizdir. Bunu bir kez kabul ettiğimizde, işler nasıl gelişirse gelişsin, mutluluğu bulunduğumuz yerde bulabiliriz.

Herkesi memnun etmeye çalışmaktan vazgeçin. Bizi, sadece biz gibi kabul eden sevdiklerimiz sayesinde kendimiz olmaya cesaret etmenin ne kadar özgürleştirici olduğunu anlayacaksınız. Kendinizden vaz geçerek kimseyi memnun etmek zorunda değilsiniz.

Yetki duygusunu bırakın. Herkes neşe ve kederden nasibini alıyor; biz de payımıza düşeni bir şekilde alacağız.

Küskünlüğü bırakın. Karşımızda ki kişilerin yerine geçmediğimiz sürece davranışlarının nedenini gerçekten bilemeyiz. Dargınlık, bize sadece zarar verir ve mümkün olan onarımı geciktirir.

Gururu bırakın. Gururu bırakmadan ne özür dilemek ne de bağışlamak mümkün değildir. Gururun bulunduğu yerde gerçek iletişime de yer yoktur. Bırak gitsin.

Mükemmeliyetçiliği bırakın. Mükemmellik arayışında harcadığım her fırsat için bir kuruş biriktirseydim, şuan çok zengin olurdum! Bizler tuhaf canlı türleriyiz. Kusurlarımız var. Aslında biz hatalarımızla, olduğumuz gibi mükemmeliz.

Olumsuzluğu bırakın. Herhangi bir durumda iki seçeneğimiz var, ya neyin iyi olduğuna bakıp minnettar olacağız ya da neyin yanlış olduğuna bakıp şikâyete devam edeceğiz. Her şeyi eleştirmek zorunda değilsiniz. Sürekli eleştiren insanların sıkıcı olduğunu biliyor musunuz?

Yorucu, sağlıksız ilişkileri bırakın. İnandığım bir söz vardır: Birlikte olduğumuz insanların ortalamasıyız… Ve onlar olumsuzsa, hayata karşı şükran tavrını sürdürmemiz zorlaşır. Giden gitsin.

Meşguliyeti bırakın. Yolun bir yerinde, ne kadar meşgul olup, ne kadar çok başarırsak o kadar mutlu olacağımız fikrine kapıldım. Yıllar sonra, o deli meşguliyetlerin mutluluk anlamına gelmediğini anladım.

Başarısızlık korkusunu bırakın. Önemli bir şey deneyen herkes bir noktada başarısız olabilir. Bu sadece risk almaya cesaret ettiğimiz anlamına gelir…

Beklentileri bırakın. Aslında, tüm sorunların özü, kontrolünüzde ki her şeyin, sizin hayal ettiğiniz gibi olmasını beklemek olabilir mi? İyi bir evladın ya da iyi bir arkadaşın nasıl davranması gerektiğine biz karar veriyoruz. Sevgilinizin ya da eşinizin sizin hayallerinizdeki şekilde davranmasını bekliyorsunuz. Karşılaştığımız durumların nasıl sonuçlanması gerektiğini kendi açımızdan değerlendiriyoruz. Kahretsin, mutluluğun ne olduğuna dair sabit beklentilerimiz bile var! Dile getirmediğim ama ruhumda ihtiyaç duyduğum beklentilerden vazgeçmek, diğer her şeyin yerine oturmaya başlamasına yardımcı oldu hayatımda…

Dünü ve yarını bırakın. Ve son olarak, eğer geçmişin yükü ya da geleceğin korkusu sizi üzüyorsa, bu endişe içerisinde mutluluğu nasıl bulabilirsiniz? Yukarıda listelediklerimin bazılarını bırakmayı öğrendiğimde, en sonunda bugüne ve şimdiye odaklanmaya başladım. Ve bu hengâme içinden çıktığımda daha önce benim için sıradan olan güzellikler de ortaya çıktı.

Yıllardır zihnimizde yer etmiş şeyleri bırakmak zordur. Deneyimlerime göre, bazen bir şeyi bırakmayı o an başarsan bile, başka zamanlarda sinsice geri gelebiliyor. Önemli olan bu amaç için gerçekleştirilecek sakin bir yolculuk değil mi?

Peki, siz şuan neyi bırakmaya karar verdiniz?