Hayatta bazı başarıların ölçüsü kupalar, madalyalar ya da diplomalar değildir.
Bazı başarılar vardır ki bir çocuğun gözlerinde yeniden parlayan umutla ölçülür.
Bazı alkışlar yalnızca sahnede duyulmaz...
Bazıları insanın yüreğinde ömür boyu yankılanır.
Yıllardır Çayırova Sevgi Evleri'ndeki çocuklarımızla tiyatro çalışmaları yapıyorum.
Yazdığım çocuk oyunlarını birlikte sahneliyor, okullarda, şehir tiyatrolarında ve farklı illerde seyirciyle buluşturuyoruz.
Her perde açıldığında bir oyundan çok daha fazlası başlıyor; özgüven, umut ve hayata yeniden tutunma hikâyeleri sahneleniyor.
Sevgi Evleri...
Kimi zaman adını duyuyoruz ama içinde büyüyen çocukların sessiz çığlıklarını, özlemlerini, eksik kalan sarılmalarını ne kadar hissedebiliyoruz?
Onlar, kaderlerini seçmemiş çocuklar.
Tek ihtiyaçları ise çoğu zaman çok büyük imkânlar değil; samimiyet, güven, sabır ve içten bir "Sana inanıyorum. Sen kimseden farklı değilsin. Başarabilirsin." cümleleri...
Acınmaya ihtiyaçları yok onların.
Yaşam yolculukları daha zor bazılarının.
Hepsi pırıl pırıl çocuklar, gençler...
Bütün çocuklar gibi sevgiye, güvene, samimiyete ihtiyaçları var.
Bu çocuklarla çıktığımız yolculuk bana bir kez daha gösterdi ki insan, bir çocuğun hayatına dokunduğunda aslında geleceğe dokunmuş oluyor.
İlk provaya utangaç gelen, gözlerini yerden kaldırmayan çocukların zamanla sahnede özgüvenle rol aldıklarını görmek tarifsiz bir duygu.
Bir zamanlar kendini ifade etmekte zorlanan çocukların, yüzlerce kişinin karşısında alkış alması sadece sanatsal bir başarı değil; aynı zamanda hayata tutunma mücadelesinin de bir zaferi.
Çocuklar sevildiklerini hissettiklerinde değişiyorlar.
İnandığınızda büyüyorlar.
Sabrettiğinizde açılıyorlar.
Güvendiğinizde kanatlanıyorlar.
Toplum olarak çoğu zaman çocuklara ne verebiliriz diye düşünüyoruz.
Oysa en büyük ihtiyaçları; dinlenmek, görülmek ve değerli olduklarını hissetmek.
Bir çocuğun omzuna dokunup "Sen başarabilirsin" demek, bazen yıllarca süren sessizlikleri iyileştirebiliyor.
Bu süreç bana da çok şey öğretti.
Öğretti ki sevgi asla boşa gitmiyor.
Emek mutlaka karşılığını buluyor.
Öğretti ki:
Sevgi, en güçlü eğitimdir.
İlgi, en etkili ilaçtır.
Sabır ise en büyük öğretmendir.
Bir çocuğa değer verdiğinizde, onun gözlerinin içindeki ışığın her geçen gün biraz daha büyüdüğünü görmek çok kıymetli.
Onlara uzanan samimi bir el, gün geliyor onun hayata daha güçlü sarılmasına vesile oluyor.
İlk gün çekinerek konuşan çocuk, gün geldi yüzlerce kişinin önünde dimdik durdu.
İlk alkışını aldığında sadece bir oyuncu değil kendine inanan bir birey oldu.
Toplum olarak en büyük görevlerimizden biri, bu çocuklara acıyarak değil, inanarak yaklaşmaktır. Merhamet geçicidir, sevgi ise dönüştürür.
Onlara eksik olduklarını hissettirmemeli, güçlü yanlarını keşfetmelerine yardımcı olmak gerek.
Ben her provada bunu görüyorum.
Dokununca oluyor...
Verince oluyor...
Sabredince oluyor...
En önemlisi de sevgiyle yaklaşınca oluyor.
Dünyayı değiştirmek sandığımız kadar büyük işler gerektirmiyor.
Bir çocuğun elini tutmak, onu dinlemek, ona bir rol vermek, "Sen başarabilirsin." demek yeterli...
Bugün hayatına umut ekerseniz, yarın o umut başkalarının hayatını da aydınlatır.
Çocuklar geleceğimiz değildir sadece, bugünümüzdür.
Bugün sahip çıktığımız her çocuk, yarının vicdanlı, üretken ve umut dolu insanı olur.
İşte bu yüzden inanıyorum ki bir çocuğa verilen sevgi, aslında bir ülkenin geleceğine yapılan en değerli yatırımdır.
Atatürk'ün dediği gibi:
"Küçük hanımlar, küçük beyler!
Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız.
Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz."
Size inanıyor ve seviyorum çocuklarım...