BİLİNÇALTINA YOLULUK

Tuncer Altunbulak

İnsanların psikolojilerini bozan hayatın karmaşası ve doğanın anlaşılmayan gizemi, genel kültür düzeyi düşük olan insanları çok daha fazla etkiliyor. Bu anlamda çok önemli olan bir olgu da ekonomik, sosyal ve siyasal bilgisizliktir. Geçim sıkıntısı, aile içi şiddet, boşanmalar insanların psikolojilerini bozan en önemli olgulardır. Şimdi anlatacağım öykü hepinizi şaşırtacaktır. Gebze meydanında seyyar su satan bir adama, ”Birisi şu suları insanlara parasız dağıt ederini ben ödeyeceğim” babamın hayrı için adam sularının 75 TL edeceğini söylüyor, öteki de olsun diyor adam suları dağıtıyor bizimki adama 50 TL veriyor öteki itiraz ediyor derken büyük bir kavgaya tutuşuyorlar, birbirlerinin ağızlarını gözlerini dağıtıyorlar. İkisinin yaşı da 60’ın üzerinde, torun torba sahibi insanlar. Anlattığım bu küçük öykü sıradan bir iş gibi görünebilir ama öyle değil. Bu toplumumuzun nasıl çürümekte olduğunu gösteren bir gerçekliktir. Ne yazık ki toplum olarak bala tuz katmışız. Aklıselim olan insanlar böyle şeyler yapabilir mi? Çürümüşlüğümüzün bir başka örneği daha yine Gebze Meydanındaki havuzun başında oluyor. İki emekli biri diğerine “Şu havuzun içine çıplak girersen sana 20 TL vereceğim” diyor. Öteki adam sadece pantolonunu açmadan, üstünü çıkarıp havuza giriyor. Havuzdan çıkarken diğeri bakıyor ki pantolonunu çıkarmamış, “Olmaz diyor ben sana çıplak gireceksin demiştim”. Doğal olarak onlarda büyük bir kavgaya tutuşuyorlar. Sağdan soldan insanlar bunları ayıplıyorlar. Şimdi yazımın başlığı bilinçaltına yolculuk dedim ya, dışımızda bedenen akıllı görünsek bile içimizden yani bilinçaltımızdan gerçekten çıldırmış bir toplumuz. İçimizdeki o görünmeyen, o başka kişiliğimiz gerçekten kokuşmuş ve çürümüş bilinçaltı dediğimiz şey bizim görünmeyen gerçek kişiliğimizdir. Çayımızı onunla içiyor, yemeğimizi onunla yiyor, ondan izin almadan evlenemiyoruz bile. İstediğimiz kızı bile o beğeniyor, onun izni olmadan bir adım bile atamayız, okuduğumuz kitabı dinlediğimiz müziği o belirliyor. Aslında biz onun kölesi gibiyiz. Yukarıda anlattığım iki olay da onun eseridir. Şuanda bir kahvede oturuyorum herkes okey oynuyor okey taşlarını istikalarına dizip sonra masaya yıkıyorlar bu işi saatlerce yapıyorlar. Kimsenin elinde ne bir kitap ne bir gazete var. Sanki bu ülke güllük gülistanlıkmış gibi yaşıyorlar. Bence bütün bu insanların bir psikoloğa görünmesi gerek. Tam aksine ne yazık ki insanlarımız psikoloğa da gitmiyorlar. Toplumun yarısından fazlası falcıların bakıcıların, cin çıkaranların kapılarında sıra bekliyorlar. Bu yüzden diyorum ki, toplumumuz çürümüş ve dibe vurmak üzeredir. Eğer kendi kendinize konuşuyor, gülüyorsanız ya da kendinizde bir kusur buluyorsanız, sinirlerinize hâkim olamıyorsanız mutlaka bir psikoloğa görününüz. Daha dün sokağın ortasında veresiye iş yaptığı bir kadınla sokağın ortasında dövüşen yaşlı başlı bir adamın rezaletini size anlatmak istemiyorum bile. Ünlü yazar Moliere’in “Hastalık Hastası” diye bir eseri vardır. Hastalık hastalığına yakalanmış zengin bir adamın öyküsüdür. Tedavi gördüğü psikoloğa daha fazla para vermemek için kızını onunla evlenmeye razı eder, adam cimri hastalığına yakalanmıştır. Sevgili dostlarım, ben yazıp sizlerle paylaşarak sıkıntılarımı bir miktar da olsa azaltıyorum. İnanın benim psikoloğum sizlersiniz. Ben düşüncemi sizlerle paylaşarak şifa buluyorum ya peki siz sıkıntılarınızı nasıl gideriyorsunuz? Ama yine de cinnet geçirmeden, bir tımarhaneye gitmeden mutlaka bunun bir yolunu bulamalısınız. Yine de sizleri rahatlatabilecek bir iki şeyi söylemek istiyorum. Sık sık kendinizle yüzleşin. Satranç ya da bir dostunuzla buluşun, sohbet edin. Her şeyi yapın ama kumar oynamayın. Bana iyi geliyor amacıyla içki içmeyin. Gülleri değil de dikenleri sulayanlara içinizi açmayın. Hayatın zorluklarına teslim olmayın. Siz hayata kurallar koyun, ön yargılı olmayın. İnsanın en büyük düşmanı kibridir, bir an önce varsa kibrinizden kurtulun. Beni okuduğunuz, mutlu ettiğiniz için hepinize çok teşekkür ediyorum. İnsanları iyi bir eğitimden ve kültürden yoksun bırakırsanız iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırt edemezler ve en kötü şeyleri kabul eder ve en kötü insanlara biat ederler. Anlatmaya çalıştığım yıllardaki öykülerin altında yatan eğitim eksikliğidir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.