BEN İSTERDİM Kİ…

Dilek ALP


"Spor, yalnız bedensel yeteneklerin üstünlüğü sayılmaz. Kavrayış ve ahlâk da bu işe yardım eder. Zekâsı ve kavrayışı az olan güçlü kişiler, zekâsı ve kavrayışı yüksek düzeyde olan daha az güçlülerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlâklısını severim."
Mustafa Kemal ATATÜRK

Ne kadar gurur duysak az kalıyor… Ne kadar yazsak duygularımızı yeterince ifade edemiyoruz… Ne kadar çok sevindik, yüreğimiz ağzımızda dakikaları tek kalp atışında birleştirdik. Totem yaptık, ellerimizi açıp dua ettik, aklımıza bile getirmedik kötü olasılıkları… Tamamen inandık kızlarımıza… Bizim ailenin kızları oldular, gözümüzden sakınır gibi koruduk. Üzerlerine toz konmasın istedik. Yorgun bakışlarında kalbimiz acıdı, üzüldükleri an gidip sarılıp teselli etmek istedik. Gözlerinden akan her damlaya ortak olduk, evlatlarımız gibi... Onlar sadece bir anne-babaya sahip olmadılar, milyonlarca anne, milyonlarca babaları oldu bizim büyük ailemizde…



Uzun yılların yorucu çalışmalarının getirdiği başarıyı ayakta alkışlıyoruz bugün. Hayatlarını adadıkları bu zor mesleği ülkemizin başarısı olarak dünyaya anlatabilen voleybol federasyon yetkilileri, kulüpler ve tabii altın kızlarımız:

Kaptan, Eda Erdem DÜNDAR
Libero, Gizem ÖRGE
Pasör, Cansu ÖZBAY
Pasör, Melissa VARGAS
Smaçör, Hande BALADIN
Orta Oyuncu, Aslı KALAÇ
Orta Oyuncu, Zehra GÜNEŞ
Smaçör, İlkin AYDIN
Pasör, Elif ŞAHİN
Smaçör, Ebrar KARAKURT
Libero, Simge AKÖZ
Orta Oyuncu, Kübra AKMAN
Smaçör, Derya CEBECİOĞLU
Libero, Ayça AYKAÇ

Ben isterdim ki; spor kökenli Sayın Cumhurbaşkanımız ve eşi Brüksel’de tribünlerde, MİLLİ MAÇI halkıyla birlikte TEK YÜREK izlesin, onlara tezahürat yapsın. Brüksel’deki 15 bin kişilik Paleis 12 Stadyumu’nun üçte ikisini dolduran binlerce Türk taraftarın yanında otursun.

Ben isterdim ki; final maçımızda voleybolcularımızın yanında, kadın haklarını sözde gözettiklerini haykıran tüm kadın liderlerimiz izlesin ve tribünlerde boy göstersin.

Ben isterdim ki; oy isterken kapıları davetsizce çalan tüm siyasi parti liderleri orada olsun.

Ben isterdim ki; spor kulüp başkanlarımız Brüksel’de bir arada kol kola tempo tutsunlar. Sadece Tarkan değil birçok sanatçımız orada olsun.

Ben isterdim ki; şampiyon milli sporcularımız Sayın Cumhurbaşkanımızın özel uçaklarından biriyle SULTANLAR GİBİ İstanbul Havalimanı’na giriş yapsın. Bu bana göre Türkiye’yi temsil eden makamın saygınlığı ve konuya verdiği değeri simgeler.

Ben isterdim ki; "İstikbal Göklerde, Gökler Bizim Kontrolümüzde" sloganıyla yola çıkan Türkiye Hava Trafik Kontrolörleri Derneği’nin Milli Voleybolcu Kızlarımızı kuleden karşılama anonsları hepimizin kalbini titretirken, diğer resmi kurumlarımızdan da benzer jestler olsun.

Ben isterdim ki; İstanbul Havalimanı’nda belediye başkanları, vali ve tüm kent yöneticileri sporcularımızı bağırlarına bassınlar.

Ben isterdim ki; İstanbul kent sokakları şampiyonlara layık bir karşılama ile teşekkürlerini bildirsin. Kutlama gecesi dillere destan olsun.

Ben isterdim ki; Cumhuriyetimizin 100. yılına armağan edilmiş bu şampiyonluğu tüm ulus olarak göğüsleyelim ve bağrımıza basalım. Kadın sporcularımızı en önemli maç öncesi tacizlerle, hakaretlerle, küstahlıklarla yıpratıp morallerini bozmayalım.

Ben isterdim ki; doya doya hep birlikte bu yüce duyguyu kol kola kutlayalım.

1987 Akdeniz Oyunları’nda altın madalyayı kazanan Türkiye Millî Basketbol Takımımızı 40 gün 40 gece kutladığımız gibi, 2001’den itibaren her maçında 12 DEV ADAMI kucakladığımız gibi, Avrupa Liglerinde Türk bayrağını dalgalandıran Türk Milli Futbol Takımımızın posterleriyle duvarlarımızı bezediğimiz gibi. Diğer spor dallarında ki başarılarımızı listelemiyorum bile…

Şampiyonluk ardından yaşanan özel bir olay medyada çok konuşuluyor bugünlerde, o kadar özlemişiz ki asil davranış ve sözleri, hepimiz kucakladık Kaptan Eda’nın takıma verilecek prim konusunda ki kelimelerini;

"Atatürk’ün sporcu kızları, ülkesi adına kazandıkları başarıyı pazarlık konusu yapmaz. Ne prim ister, ne de başka özel bir şey. 85 milyona yaşattığımız mutluluk bize yeter...”

*
Çoğunuz bilmeyebilirsiniz, Atatürk dünyada ilk defa okullarda beden eğitimini zorunlu hâle getiren devlet adamıdır. Çok kısıtlı bütçeyle kâğıt üzerinde kalmayan uygulamalarıyla stadyumlar ve spor tesisleri yaptırdı. Her alanda olduğu gibi sporda da bilimin ışığından ayrılmamayı tavsiye eden Atatürk’ün, Türk sporuna olan desteği ve katkısı, sporun bütün yurtta yaygınlaştırılması ve örgütlenmesi yolunda olmuştur. Bunun neticesi olarak Türkiye’nin ilk spor teşkilatı olan “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı” 1922’de İstanbul’da kurulmuştur. 16 Ocak 1923 tarihli Bakanlar Kurulu toplantısında, “Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı” kamu yararına kurulmuş bir dernek olarak kabul edilmiş ve böylece ilk kez devlet spora ve sporcuya destek ve yardım elini uzatmıştır.

Türkler’de sporun geçmişi oldukça eski olmasına rağmen spora modern biçimde eğilinmesi, gereken önem ve değerin verilmesi ancak Cumhuriyet'in ilânından sonra mümkün olmuştur.

Uzun süren savaşlardan yeni çıkmış, Osmanlı döneminden çok ağır borçlar yüklenmiş olarak kurulan Türkiye Cumhuriyeti, o yokluklara rağmen bütçesinden spora çok önemli bir pay ayırmıştır. Cumhuriyet'in ilânından iki buçuk ay sonra Bakanlar Kurulu’nun Atatürk başkanlığında yapılan toplantısında İdman Cemiyetleri İttifakı'nın emrine 17 bin TL verilmiştir. Bu para ile sporcuların Paris'te yapılacak olimpiyat oyunlarına katılmaları sağlanmıştır. Bir altının 10 TL olduğu bir dönemde yapılan 17 bin TL'lik bu bütçe Türkiye Cumhuriyeti için gerçekten büyük bir fedakârlıktır.

Atatürk'ün direktifleriyle hazırlanan ve bugün de Türk Spor Örgütü'nün temelini oluşturan 3530 sayılı "Beden Terbiyesi Kanunu" 29 Haziran 1938 günü kabul edilmiştir.

1932 yılında Atatürk'ün talimatıyla ülkenin her kentinde kurulmaya başlanan HALK EVLERİNİN zorunlu yapması gereken çalışmaları içinde spor eğitimi de vardır. Günümüzde biçki dikiş kurslarına döndürülen Halk Evlerinin genel amaçlarından biri olan spor eğitimi, ulusal eğitimin vazgeçilemeyecek temeli ve önemli bir bölümüdür. Bu nedenle “Türk gençliğinde ve Türk halkında spor ve beden hareketlerine sevgi ve ilgi uyandırmalı, bunlar bir kitle hareketi, ulusal bir etkinlik hâline getirilmelidir.” diyen büyük önder, daha o yıllarda sporu kitle hareketinin de ötesinde bir "ulusal hareket" olarak düşünmüştür.

Millî Mücadele’ye başlamak, Misakı Millî'yi ilan etmek ve Kuvayı Milliye'yi kurmak amacıyla Samsun'da Anadolu topraklarına ayak bastığı 19 Mayıs 1919 gününün TBMM'nin 20 Haziran 1938 tarihinde 3466 sayılı kararı ile "Gençlik ve Spor Bayramı" olarak kabul edilmesi de tesadüf değildir.

Kısacası spor meselesi sadece adrenalin artıran, taraf olmak ve yenmek dürtülerinin çok ötesinde bir anlam taşıyor ülkeler için, bunu çok önceleri fark etmiş ve tüm düzenlemeleri yapmış bir lidere sahip olmak ne büyük onur…

"Bütün dünya sporu çok önemli görmektedir. Dünya için bu denli önemli olan spor bizim için daha önemli olmalıdır. Çünkü spor bir halk meselesidir, halkın gelişmesi ve kişayişi meselesidir, hatta biraz da uygarlık meselesidir."

Mustafa Kemal ATATÜRK