Bazı öğrenciler vardır, hayatınızdan geçip gitmezler. Yıllar geçer, sınıflar değişir, okul biter, hayat başka yönlere savrulur ama onların bıraktığı iz hep aynı yerde durur.
Benim için Salim Efe Arslan da böyle gençlerden biri.
Onu ilk tanıdığım günü bugün gibi hatırlıyorum. LGS hazırlık dönemindeydi. Kendinden emin, hedefini ve ne istediğini bilen bir çocuktu. Bana, “Ben LGS’den çok iyi bir puan yapacağım.” demişti.
Öyle de yaptı.
Sınavda yalnızca sosyal bilgilerden bir yanlış yaptı.
O günlerde bir hedefi daha vardı: ENKA FEN LİSESİNE Yerleşmek
Bugün geriye dönüp baktığımda, onun için ENKA yalnızca bir okul değildi. Kendisinin çizdiği yolun ilk büyük durağıydı. Üstelik o yıllarda bugünkü kadar çok kursun, kaynağın ve imkânın olmadığı bir dönemdi. Buna rağmen hedefini koydu, çalıştı ve ENKA’yı kazandı.
Lisesini de çok güzel bir dereceyle tamamladı.
Bir gün ona üniversite hayalini sordum.
Cevabı yine kendisi kadar netti:
“Tek üniversite, tek bölüm.”
İstanbul Teknik Üniversitesi, Uçak Mühendisliği.
Bir Eğitimci olarak böyle cümleleri duymak insana ayrı bir mutluluk verir. Çünkü o cümlenin içinde sadece bir meslek hedefi yoktur. Orada kararlılık vardır. Emek vardır. Kendine inanmak vardır.
Salim Efe üniversitede hazırlık okudu. Bu yıl ise İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Uçak Mühendisliği bölümünde ikinci sınıf öğrencisi.
Ama bugün benim için onun hikâyesini anlatırken akademik başarılarının ötesinde başka bir şeyden söz etmek istiyorum.
Karakterinden.
Çünkü gençlerin başarılı olmasını elbette isteriz. İyi üniversiteler kazansınlar, iyi meslekler edinsinler, hayallerinin peşinden gitsinler.
Ama bütün bunların yanında bir şey daha olsun isteriz:
İyi insan olsunlar.
Salim Efe'nin efendiliği, saygısı ve vefası benim için aldığı puanlardan, kazandığı okullardan ve seçtiği meslekten çok daha kıymetli.
Aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ yanıma gelir.
Bazen kısa bir sohbet ederiz, bazen hayatından bahseder, bazen geleceğini konuşuruz.
Ben de ona çoğu zaman aynı şeyi söylerim:
“Salim Efe, hep konuşsun.”
Çünkü onun konuşmasını dinlemek bana bir Eğitimcinin yaşayabileceği en güzel duygulardan birini hatırlatıyor.
Bir çocuğun büyüdüğünü görmek.
Onu yıllar önce sınava hazırlanırken tanıyorsunuz. Önünüzde hedefleri olan bir çocuk var. Sonra zaman geçiyor ve karşınıza üniversiteye başlamış genç bir delikanlı olarak çıkıyor.
Üstelik sadece büyümüş olmuyor.
Olgunlaşmış oluyor.
Hayatın belki de en güzel tarafı bu.
Bir Eğitimcinin verdiği emeğin karşılığı her zaman bir sınav sonucu değildir. Bazen yıllar sonra kapıdan içeri giren bir öğrencinin “Nasılsınız?” demesidir.
Bazen unutmadığını göstermesidir.
Bazen bir öğretmeninin yanına oturup hayatını anlatmasıdır.
Ve bazen de hiçbir şey söylemeden, sadece geldiğini bilmek yeter.
Salim Efe bana bunu hatırlatıyor.
Bugün onun İstanbul Teknik Üniversitesi'nde Uçak Mühendisliği birinci sınıfta olduğunu düşündüğümde elbette gurur duyuyorum. Bir gün uçak mühendisliği yaparken, büyük projelerin içinde yer alırken, belki dünyanın başka bir yerinde mesleğini sürdürürken onu hayal ediyorum.
Ama benim asıl dileğim başka.
Nereye giderse gitsin, hangi başarıya ulaşırsa ulaşsın, bugün sahip olduğu o güzel karakterini hiç kaybetmesin.
Çünkü başarı insanı bir yere getirir.
Karakter ise orada nasıl duracağını öğretir.
Bir eğitimci olarak yıllardır çocuklarla ve gençlerle iç içeyim. Onların hayallerine, kaygılarına, başarılarına, bazen de başarısızlıklarına tanıklık ediyorum.
Ve her geçen gün şuna daha çok inanıyorum:
Bir çocuğun hayatına dokunmak, ona sadece ders anlatmak değildir.
Ona inanmak, hedef koymasına yardımcı olmak, düştüğünde kaldırmak ve yıllar sonra hâlâ onunla aynı samimiyetle konuşabilmektir.
Salim Efe benim için bunun güzel örneklerinden biri.
Belki bir gün gerçekten uçaklar tasarlayacak.
Belki gökyüzüne bakıp yaptığı işin gururunu yaşayacak.
Ben ise onu her gördüğümde hâlâ LGS günlerindeki o kendinden emin çocuğu hatırlayacağım.
Ve muhtemelen yine aynı şeyi söyleyeceğim:
“Salim Efe, hep konuşsun.”
Çünkü bazı öğrencilerin başarı hikâyeleri yalnızca kazandıkları okullarla yazılmaz.
Onların hikâyesi, insan olarak kim olduklarıyla güzelleşir.
Ve iyi yetişmiş bir gencin hayatına tanıklık etmek, bir Eğitimcinin sahip olabileceği en güzel ödüllerden biridir.