ANNEMİN EVİ

Tuncer Altunbulak

İnsanoğlu yeryüzünde göründükten sonra ilk işi doğadan ve vahşi hayvanlardan korunmak için kendini koruyacak barınaklar yapmış çok sonra bu barınaklara ev ismini vermişler irili ufaklı ama hepsi birbirinden farklı evler yapmışlar ilk çağdaki evlerlerden orta çağdaki evler farklı orta çağdaki evlerden de günümüzün modern çok katlı gökdelenleri yapılmış mesela her çağda hep göze hoş görünen en makbul evler olan benim de çok sevdiğim ahşap ve kevgir evler de var dolayısıyla insan hayatında ev çok önemli en temel ihtiyaçlarımızdan biri şimdi sevgili annemin evine gelince bu da bir evdir ama annemin sarayıdır annem evini anlatırken saraymış ondan daha iyi ev yokmuş gibi anlatırdı benim köyümün neresi olduğunu merak ediyorsanız Ardahan’ın hamak kazasına bağlı irili ufaklı tepelerim ortasında kurulmuş bir köy annemi anlatmamı isterseniz sevgili annecim orta boylu yeşil gözlü sinirli hüzünlü şüpheci bir kadındı yoksulluk verem ve romatizma da yüzünden hayatı hep ahlarla vahlarla geçti arka arkaya en büyükleri ben olmak üzere 6 çocuk doğurmuş hayatının önemli bir zamanı çocuk doğurmakla ve bizim elbiselerimizi yamamakla geçti babam ölünce bozuk olan sinirleri iyice bozuldu çünkü öksüz kaldı insanın anası babası ölünce öksüz kalmıyor böyle derler ama insanın gerçekten eşi ölünce öksüz kalıyor mal mülk para gibi şeylerin hepsi hikaye bunu eşlerden biri ölünce diğeri hemen anlıyor yaşamda en önemli şey hayatı yaşamada can yoldaşlığıdır bu da eşlerimizdir eşlerden biri ölünce diğeri karaya oturmuş bir gemi haline geliyor eşi sesine ses vereni ve neşesine neşe katanıdır kadınlar bil yolunu bulup çocuklarıyla idare edebiliyor ama bu erkeler için çok Çetin oluyor ev dedik aklıma geldi bir de evleri yerleri yurtları olmayan insanlar var her yatağa  yattığımda bu insanlar aklıma gelirler bu halde olan Gebze’de yüzlerce insan tanıyorum sistem değişmediği sürece bu insanların sorunları çözülmeyecek ve daha da artacaktır birkaç önceki yazımda sözünü ettiğim annemin evini kimi okurlarım çok merak etmişler sevgili okurlar hayat herkesin belli bir rol oynadığı bir sahne annemin de bir küçük rolü vardı oynadı gitti ama biz aile olarak onu hiç unutmadık yoksul bir hayat yaşadı yoksuldu ama o bildiğimiz dünyanın en zenginlerinden Rothschildlerden çok daha zengin ve çok daha vicdanlıydı elbette ki yalnız annem değil benim güzel ülkemin bütün kadınları şerefli namuslu ve haysiyetlidir ve yine de dünyanın en güzel ve en hamarat kadınlardırlar köylü kadınları çocuklarına isim koydukları gibi kedilerine kazlarına tavuklarına ineklerine de isim koyarlar ve onlara isimleriyle hitap ederler bizim iki ineğimiz vardı annem onlara koyduğu isimleriyle hitap eder bizim de onları isimleriyle sevmemizi isterdi hiç unutmam tavukları ve kazları o nereye giderse onunla giderleri mesela ineklerimizin ineklerinin isminin biri nazlı diğeri de ceylandı annem onları kız kardeşlerimle eş tutardı bizim köyde  hemen hemen herkesin iki üç ismi vardı birbiyle kavga eden insanlar kızdıkları zaman bildikleri en kötü isimleri koyarlardı birbirlerine sözünü ettiğim bu yörenin çok değerli iki yazarı dursun Akçam’la umut kaftancıoğlu eserlerinde bu tür konuları derinden derine işlemişlerdir umut kaftancıoğlu yel atan isimli eseriyle bu bölgeyi çok güzel anlatır bölgenin kendine has yemekleri kültürü sosyal etkinlikleri vardır yine bizim buralarda bir evin ineğinin ya da öküzünün ölmesi çok büyük bir yas haline gelir sosyal hakları sigortası ve geleceği olmayan insanların en önemli değerleri hayvanları ve evleridir evlerin önemini depremde ülke olarak gördük adamın evi yıkıldığı zaman ağlayarak sızlayarak evimiz başımıza yıkıldı çocuklarımın aşı ekmeği kesildi diye ağlarlar 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.