ANNEM, DOSTOYEVSKİ VE BEN

Tuncer Altunbulak

 

        Çoğu yazımda özellikle annemden söz etmemin asıl nedeni, bütün davranışlarımda konuşmalarımda hayata bakış açımda annemden esintiler olmasındandır… Benim en büyük idolüm annemdir. İsyankarlığım, deliliğim,karamsarlığım annemden sirayet etmiştir. O benim hayat okulumdur annemin köyde kadınlarla ettiği kavgaları seyrederek büyüdüm… Kadınlar bağırır çağırır küfür ederlerdi. Annem bağırmazdı küfürde etmezdi. Saçlarından tutumu yere sererdi haksızlığa, iki yüzlülüğe dönekliğe hiç tahammül edemezdi. Bu kişiliği yüzünden çok yalnızdı bir şeye üzüldüğü zaman hemen ağlardı. Yufka yürekliydi… Devamlı radyo dinlerdi. Babasının verdiği Sierra marka eski bir radyosu vardı bugünkü diziler gibi arkası yarın programlar vardı Köroğlu kolları diye bir program vardı. O programı hiç kaçırmazdı. Zengin bir evden çok yoksul bir eve gelin gelmişti. İçindeki o kırılganlıklar, isyanlar bu yoksulluktandı.

  

          Normal bir hayat süremeyeceğimi ta o günlerde. On beş yaşlarımda anlamıştım herkes gibi değildim daha çok anneme benziyordum kavgacı, hırçın ve öfkeliydim. Yıllar sonra üstat Dostoyevski’yle tanışınca onun eserlerini okuyunca kişiliğim kimliğim daha çok ortaya çıktı annemden aldığım kişiliğimi Dostoyevski deliliğiyle ……. besledi ve beni birçok çılgınlıklara sürükledi giderek geçmişimden geçmiş kişiliğimden çıkıyor başka bir kişiliğe bürünüyordum. Bilinçaltına sakladığımı kinimi nefretimi edil genliğimi aşağılanmalarımı Dostoyevski bilinç üstüne suyun yüzüne çıkardı kendi kendimi görmeye başladım biraz rastlaşmaya başladım ve yeni bir de dil edindim Dostoyevski’nin dili.   

 

          Bir dil edindiğim gibi bir de yer altı sarayı edindim o günlerde üstadın en önemli romanı olan “ Yeraltından notlar ” isimli romanını okumuştum. Bu roman çok derinden etkilemiştir beni okuduğum her kitabı içimde saklı gizli kalmış bir çok davranışımı mı ortaya çıkarıyordu. Okuduğum bu kitaplardan sonra kendimi frecidun pisiki analizine tabi tutarak kendi kendimi tedavi etmeye başladım. Dostoyevski’nin bütün eserlerini okudum. İçlerinde beni en çok “ Suç ve Ceza ” isimli eseri etkiledi bu romanın başkahramanı Raskolnikov bendim sanki kendimi Raskolnikov gibi hissetmeye başladım, bu romanı okuduktan sonra sokak kadınlarına fahişelere karşı izah edemeyeceğim bir saygı ve sevgi gelişti bende çünkü romanın kadın başkahramanı Sonya isminde bir fahişeydi. Aç yoksul kalabalık bir ailenin kızıdır. Sonya bu aileyi geçindirmek için hiç istemediği halde fahişelik etmek zorunda kalıyor Dostoyevski’yle tanıştığımda hayata karşı hiçbir şey bilmiyorum yaşamı bugünkü yaşadıklarımız olarak biliyordum. Oysa asıl yaşam bunun tam tersi bu yaşam bizi insanlıktan çıkarıyor işte ben böyle girdim. Dostoyevski’nin o derin evrenize Dostoyevski dünyanın en büyük dahisi aynı zamanda da delisi “ Büyük filozof Erosmuş gerçek bilgi gerçek hayat okuldan değil kitaplardan öğrenilir diyor.” İşte bende öğrendim her şeyi üstadın kitaplarından öğrendim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.