1. YAZARLAR

  2. Cengiz Akgün

  3. İZMİR’E DOĞRU…
Cengiz Akgün

Cengiz Akgün

Yazarın Tüm Yazıları >

İZMİR’E DOĞRU…

A+A-

30 Ağustos 1922'de Dumlupınar’da Gazi Mustafa Kemal Başkumandanlığında Büyük Taarruz zaferle sonuçlanmıştı.

Büyük Taarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra Yunan orduları İzmir'e kadar takip edilmiş; 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla Türk toprakları Yunan işgalinden kurtulmuştur.

Sonra ki süreçte ise Anadolu topraklarından yeni Türkiye Cumhuriyeti meşru, medeni ve özgür bir devlet ve millet olarak yerini almıştır.

30 Ağustos Zaferi sonra ki süreçte (Atatürk ve İnönü dönemi sonrası)  Cumhuriyet ve devrimleri hedef alan işbirlikçi ve gerici yapılar tarafından zaman içinde içi boşaltılarak sıradan bir günmüş gibi gösterilmek istenmiştir.

Nitekim günümüz de 30 Ağustos sanki sadece bayram gibi algılanmasına neden olacak bir takım uygulama ve yaptırımlara maruz kalmıştır.  

Çünkü adam Dumlupınar’da vatanı için kanını, canını verenler gibi değil, işgalcilerin kafa yapısıyla bu büyük tarihi günü algılıyor.

Cumhuriyete ait ne varsa hepsine düşman olduğu için 30 Ağustos Zaferi onu zulüm gibi geliyor.

Şimdi bu geri kafalı adamların 30 Ağustos’u anlamasını beklemek elbette mümkün değil.

Ne olursa olsun bir gerçek var ki kimse onu silemez, yok sayamaz. 

O da şudur, 30 Ağustos 1922’de Mustafa Kemal Paşa Başkumandanlığında emperyalist güçler yenilgiye uğratılmış ve topraklarımızdan def edilmiştir.

Laik, demokratik Cumhuriyetin temelleri atılmış, Türkiye medeni alemde yerini almıştır.

 Bu vatanı bize armağan eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi saygıyla anıyorum.

 

SARIŞIN BİR KURDA BENZİYORDU..

 

Nazım Hikmet, “Kuvayı Milliye Destanı” isimli şiirinde Büyük Taarruzu ve Mustafa Kemal Paşa’yı çok güzel anlatmış:

"Düşündü birdenbire kayalardaki adam
kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri
Kim bilir onlar ne kadar büyük
ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu
yalnız, Yunan'dan önce ve Seferberlikten evvel
geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek
tek 
ateşler yanıyordu
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında
birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: "Üç" dediler,
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun basına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı..."

 

 

Bu yazı toplam 596 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.