1. YAZARLAR

  2. Hakan Avcı

  3. BİZİM YOKUŞ VE GAZETECİLİK
Hakan Avcı

Hakan Avcı

Yazarın Tüm Yazıları >

BİZİM YOKUŞ VE GAZETECİLİK

A+A-

Bizim yokuş!
Babıali'den bahsetmiyorum!
Genel anlamda hepimizin yani bütün gazetecilerin ortak yokuşu!
Bazen rampa, bazen düz!
Kimi zaman Everest kimi zaman kum tepisi!
Çıkmak ayrı dert, inmek farklı!
Çıkarken inenlere şımararak bakan, inerken çıkanları kıskananların yokuşu!
Zirvede kalmak her daim zor! ayağını yere sağlam basmak, kalemine kir ve pislik bulaştırmamak, belden aşağı vurmamak, kişisel menfaatlerin doğrultusunda çalışmamak, tarafsız ve objektif davranmak gerekir!
Para ile işi olmayanların mesleğidir Gazetecilik!
Satın alınmaz, satılmaz, üzerinde her hangi bir fiyat etiketi bulunmaz!
Tetikçi olmayacaksın, tetikçilik yapmayacaksın, ailesel bütünlüğe , karşındakinin hak ve özgürlüklerine saygı duyacaksın!
Siyasi linç yapmayacaksın!
Gazetecilik emek, vakit ve uygulama ister. Gönülsüzce yapılacak bir iş değildir!
Her önüne gelenin, işim yok bari gazeteci olayım diyenlerin podyumu veya boy göstereceği alan hiç değildir!
Onlarca meslektaşımız son dönemde geçmiş anılarını kitaplaştırarak aslında düne olan özlemlerini aktarıyorlar. Bu kitapları çıkartırken dünü anlatıp, yeni jenerasyona ışık olmaya çalışıyorlar!
Bence yanlış yapıyorlar!
Çok bilmişler, az gelişmişler, kendilerine yeni yeni mesleki kurallar koymuşlara aslında bu işin nasıl yapılacağını anlatmaya hiç gerek yok! Bırakalım onlar bu dönemi bildikleri gibi tamamlasınlar!
Yenilere bakarsanız zaten bizim bildiğimiz çok bir şey yok!
Onlar mesleğin süpermen'leri!
Duayenleri!
Biyonikler i!
Bilimsel beyinleri!
Bizim jenerasyon tarih olmuş! Eskilerin değimi ile sabunluk!
Size küçük bir hikaye aktarayım!
Yıllar önce Günaydın grubuna çalışıyorum! O dönemler Günaydın neredeyse milyon satıyor! grup diyorum çünkü bünyesinde Posta var Tan var, Saklambaç ve Ulus var!
Haberler ortak bir havuza gidiyor oradan dağıtılıyor!
Sivas'ın köylerinden bir yaşlı amcamız budamaya çıktığı ağacın tepesinde sigara içmeye kalkışmış, ağaçtan düşerek yaralanmıştı!
Sivas Devlet Hastanesinde tedavi gördüğü bölümde bir fotoğrafını çektim ve sigaranın zararlarını içeren bir haber yaparak haber havuzuna gönderdim. Bir kaç gün sonra o dönem Yazı işleri Müdürlüğünü yaptığım yerel gazetenin önünde 8-10 kişilik bir kalabalık sabahın erken saatlerinde bekliyor!
Girerken sordum, "Hayırdır yardımcı olayım!"
"Hakan Avcı'yı bekliyoruz. Burada çalışıyormuş" dediler.
Gazeteciliğin verdiği engin görüşüm (!) ile "öyle mi gelir birazdan" diye cevap verip içeriye daldım!
Kapının hemen yan bölümünde patronumuz Ahmet ağabeyin odası var!
Kapıda beni bekliyor. Tuttuğu gibi beni odanın içine çekip, "Sen ne yaptım oğlum?" diye sordu!
Çıkarttığımız gazetenin her satırı gözlerimin önünden geçti! Sıkıntılı bir konu bulamadım.
Kapıda bekleyenleri gösterdi "seni arıyorlar" dedi. Zaten beni aradıklarını biliyordum!
Devam etti;
"Sen bir haber yapmışsın. Bu haber Tan gazetesinde çıkmış."
Benim yaptığım haberler Tan gazetesinde çok çıkmaz. Şaşırdım!
Gazeteyi uzattı "Al oku" dedi.
Anam, ki vay anam!
Bizim haber arka kapak manşet!
Başlık aynen şöyle:
"İsmail dede Halimeyi dikizlerken, ağaçtan düştü felç oldu!"
Benim hastanede çektiğim fotoğraf yanında şalvar giyinmiş, ahu üryan bir Halime!
Vay benim Halime!
İşin en üzüntü verici tarafı bizim İsmail dede ben fotoğrafı çektikten bir gün sonra ağırlaşmış ve hayatını kaybetmiş!
Kapıda bekleyenler ve Hakan Avcı'ya gereğini yapacak olanlar İsmail dede'nin çocukları, torunları...
Siz o anda benim durumumu bir hayal edin!
"Ne yapacağız?" diye sordum!
Rahmetlik Ahmet ağabey tecrübeli bir gazeteci!
"kaçmayacaksın" dedi.
Nasıl kaçmayacaksın? Her biri bir kez vursa bittin-gittin!
"Korkmayacaksın" dedi.
Nasıl korkmayacaksın? Hangi birisine laf anlatacaksın!
Adamların hem yüreği yanmış, hem de rencide olmuş!
Köy yerinde kime ne anlatacaklar! Ağzımı, yüzümü dağıtsalar onlar haklı! Fotoğrafı çeken benim, sorumluyum! asparagas haberi yapan editörler bu konuda ben masumum!
iki derede bir arada kalmış zavallı ben gazetenin kapısını açtım ve kalabalığa , "Buyrun içeri gelin" dedim. Ahmet ağabeyin odasına hepsini aldık, bizim haber masasanın etrafına yerleştirdik. Çaylarını söyledik!
Çayları yudumlarken ben yutkunarak, " adım Hakan Avcı, beni arıyorsunuz" dedim.
Hareketlenme başladı. Ancak benim onları davet etmem, çay söylemem ve hiç kıvırtmadan doğrudan kendimi tanıtmam onları etkilemişti!
"Müsaade ederseniz konuyu aktarayım, sonra siz ne yapıyorsanız yapın ben bu işin kadasına-belasına  razıyım dedim."
Sağ olsunlar sabırlı bir şekilde anlattıklarımı dinlediler. Bu arada onlara gönderdiğim haberin asıl metnini de gösterdim. Aynı haber bizim yerel gazetede çıkmıştı. orada aslı duruyordu!
Sonra mı?
Haber için bir düzeltme yazısı göndereceğimizi, istiyorlarsa dava edebileceklerini, bu konuda onların yanında duracağımı söyledim.
Konu onlar için kapandı!
Benim için hiç kapanmadı. Bu haber hayatım boyunca örnek teşkil etti. Sorumluluğun nasıl olduğunu, iki satırlık bir haberin bile nelere mal olduğunu çok iyi anlamıştım.
Bunu diye aktardım?
"Zirvede kalmak her daim zor! ayağını yere sağlam basmak, kalemine kir ve pislik bulaştırmamak, belden aşağı vurmamak, kişisel menfaatlerin doğrultusunda çalışmamak, tarafsız ve objektif davranmak gerekir!"
İşte yukarıda yazdığım bu satırlar için!
Yaptığımız her haberin yazdığımız her satırın sorumluluğunu taşımak zorundayız!
Elimizde tuttuğumuz kalem (klavye) silah değil. Bunu silaha çevirirseniz, yarın o silah döner sizi vurur!
Tetikçilik yapan gazetelerin ve tv lerin örgütlerin elinde nasıl silaha dönüştüğünü, dönüştürüldüğünü yakın tarihimizde gördük.
Hangi koşulda olursak olalım biz işimizi yapalım!
Gerisini tarihe bırakalım.

 

Bu yazı toplam 4279 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar