Geçen hafta, Gençliğe Hitabenin kaldırılması yönünde çıkan yazı ve yorumu okumuştuk.
Ve konuya devam edeceğimi belirtmiştim.
Fakat buna hiç gerek yokmuş çünkü konunun ardı geldi!
Bir haftadır gündemi meşgul eden "Dindar Gençlik" projesinden bahsediyorum...
Önüne gelen yorum yapıyor,savunmaya geçiyor,muhalif oluyor,taraf oluyor vs...
Hani bir kelam var ya,ağzı olan konuşuyor diye,aynen öyle işte...
Yahu bir kere de beyni olan düşünüyor diyelim,öyle atlamayalım bilir bilmez..
Düşünelim,araştıralım,sorgulayalım...
Kutuplaşmaya meyilli bir toplum olduğumuzun hakkını vereceğiz mutlaka.
Anlayamıyorum,biz dini nasıl algılıyoruz?
Savaşmak mıdır din?
Sen yanlışsın ben doğruyum diyerek kazanılmaya çalışılan egoizm midir?
Tahammülsüzlük,sevgisizlik,nefret midir?
Sizin yüreğinizde ki -Din- kavramı bu duyguları mı içeriyor?
Hey!
Benim gibi düşünmediğin için kötüsün! diyen insanlar!!!
Sizlere sesleniyorum;
Nedir din?
Anla-ya-mıyorum sizleri çünkü;
Benim sol yanımda ki din,bu sizin anlattıklarınızı hissedemiyor affedin!
Kalbim bir savaş neferi değil, barış elçisi..
Silah değil,çiçek...
Kin değil,yaratılan her canlıyı Yaradan´dan ötürü sevmek...
Sen- Ben değil,BİZ..
Can değil,canan..
"Diğer bütün dinlerin aksine bu dinde dayatmacı, dini zorla kabûl ettirici hiçbir yaptırım yoktur ve
dini benimseyip yaşamaları konusunda ferdî vicdanlara baskı da yapılamaz.
Bu: "Lâ ikrâhe fi-d dîn" (Dinde zorlama yoktur!" (II/256)3 âyetiyle de vurgulanmıştır.
İslâm´da, hattâ, dinden dönenlere insanlar tarafından uygulanacak dünyevî bir had4 dahî yoktur5;
(Leküm diyniküm, ve liyye-d dîn) Sizin dininiz size, benim dinim bana!
Okuduğum ve anladığımın en kısa özeti bu..
Farklı bir yorum kuralı mı var,algılayamayadığım?
Aynı olandan, ayrı anlam nasıl çıkar ki?
Ne haddime düşer, insanları yargılayayım ya da zorlayayım.
Ben kim oluyorum eksik arayayım,o kadar çok eksikken! her şeyde...
Çok canım yanıyor son günlerde,bildiğiniz gibi değil...
Mezarında kemiklerini sızlıyordur rahmetlinin...
Atatürk´ten bahsediyorum anladığınız gibi.
"Bugün bazı oportünist( kişinin menfaatine en uygun düşen yolu seçmesidir,fırsatçılık durumlarında da kullanılır) kişilerin, bürokratların, medyanın antidemokratik dayatmacı arzularını mübah ve yasal göstermek için arkasına saklandıkları bir kalkan olarak kullandıkları" Atatürkçülük ,sanki Atatürk bu sıfatı! (adı demiyorum) kendisi yaratmış muamelesi yaparak davranmaktadır.
Oysa bu adı kendisine,Türk Milleti vermiştir.
O zamanın basınında -hasta adam- olarak yazılan Osmanlı Devletinden,umutsuz halkı cesaretlendirerek ayağa kaldırmış ve onlarla birlikte Türkiye Cumhuriyeti´ni kurmuştur...
Uygulamış olduğu bütün ilke ve inkılaplar gibi laiklik de,ülkemizi ileri bir seviyeye getirmek içindi. Gri hücrelerimizi başıboş bırakarak,aylaklık yapmalarına izin vermeyelim artık..
Düşünelim,araştıralım,okuyalım ve en sonunda bilgilerimizi mantık süzgecinden geçirerek içimize yerleştirelim,SAĞDUYUmuz olsun..
ATATÜRK´E GÖRE LAİKLİK...
Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir.
Biz de dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz.
Biz sadece din işlerini, devlet ve millet işleri ile karıştırmamaya çalışıyoruz.
Kaste ve eyleme dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.{Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk´ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara,1971 (Ahmet Gürtaş, s. 34}
Türkiye Cumhuriyeti´nde her ergin kişi dinini seçmekte hür olduğu gibi, bir dinin töreni de serbesttir. Yani, ayin (ibadet) hürriyetine dokunulamaz. Tabiatıyla ibadetler, asayiş ve genel ahlak kurallarına karşıt olamaz; politik nümayiş şeklinde yapılamaz.
Türkiye Cumhuriyeti´nde herkes Allah´a istediği gibi ibadet eder. Hiç kimseye dini fikirlerinden dolayı bir şey yapılamaz. Türkiye Cumhuriyeti´nin resmi dini yoktur.
{Afet İnan, Medeni Bilgiler, s. 470 (Rönesans, Kasım 1990, s. 23}
Laik hükümet kavramından dinsizlik manası çıkarmaya çalışan fesatçılara fırsat vermeyiniz
{Osman Pazarlı, Sosyoloji, Lise III, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1979}
Bir Fransız gazeteciyle yaptığı ropörtajda, kendisine sorulan, ´inkilapların dine karşı nasıl bir tutum içerisinde olduğu´ sorusuna da şu cevabı vermiştir:
Siyasetimizi, dine aykırı olmak şöyle dursun, din bakımından eksik bile hissediyoruz.
{Maurice Perno´yla ropörtaj, Akşam, 11 Şubat 1924 (Cumhuriyet Gazetesi eki, Atatürk´le Konuşmalar, s. 111, Nisan 2000)
Hayat,olumsuzluklara izin vermeyecek kadar kısa. Geçip,gittikten sonra ardımızda,
Bir tebessüm bırakabilirsek yüzlerde ve yüreklerde k bir özlem..
Ne mutlu, bir damla olabilmişiz demektir denizde.
Hoş kalın!