1. YAZARLAR

  2. Halil Yeni

  3. Bizim Büyük Yurtsuzluğumuz
Halil Yeni

Halil Yeni

Yazarın Tüm Yazıları >

Bizim Büyük Yurtsuzluğumuz

A+A-

 

 

 

Sabahattin Ali’nin yurtsuzluğu “İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimler tarafından büyük tepki toplayınca başlar. Öğretmenlik yaptığı sırada Milli Eğitim Bakanlığı görevinden alır. Gazetecilik yapmaya çalışır, çalıştığı Tan gazetesi basılır, yakılır, yıkılır yine issiz kalır. Siyasal mizah dergileri çıkarır. Ancak, bu dergiler de tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşır ve mahpusun demir kapısı onun içinde açılır. Baskılardan uzaklaşmak için yasal olmayan yollardan Bulgaristan’a kaçmak istese de hükümete ajanlık yapan Ali Ertekin’ tarafından öldürülür. Kendi Yurdunda Yurtsuz kalan ve kendini sürgüne yollayan Sabahattin Ali’nin başka ülkede yaşamak istediği Yurtsuzluğa da izin verilmez.

 

 

Yurtdışına yaşamak zorunda kaldığı yıllarda “Biz hep gurbet türküleri söylemek istemiyoruz. Dağlarımız, ovalarımız, ırmaklarımız bizi bekliyor... Bir köle olarak yaşamaktansa bir özgürlük savaşçısı olarak ölmeyi tercih ederim... diyen Yılmaz Güney yaptığı filmlerden dolayı bir özgürlük savaşçısı olarak öldüğü Yurtsuzluğunu hangi yazılı yada görsel ifadeye sığdıra bilirdi insanoğlu. Biz genç kuşaklar şimdi bir konserine gidebilmek için neleri göze almazdık.  Gel gör ki ülkeyi yönetenler bizden binlerce sevinci çalmakla kalmadı, Ahmet Kaya’yı canlı canlı dinleye bilme mutluluğunu da elimizden aldı. Kürt olduğu için, ‘’Kürtçe bir şarkı söyleyeceğim ve klip çekeceğim.’’ dediği için Yurtsuz bırakılan ve sürgünde Yurt özlemiyle hayata gözlerini yuman Ahmet Kaya’nın Yurtsuzluğu hala acıtır içimizi.  

 

 

Kendisini bir güvercinin tedirginliği içinde gören ‘’Ama biliyorum ki bu ülkede insanlar Güvercinlere dokunmaz.’’ Diyerek kendini avutmaya çalışan Hrand Dink’in uzun yıllar süren yurtsuzluğudur Anadolu topraklarında tarih. ‘’Evet, biz Ermenilerin bu Topraklarda gözü var. Var, çünkü kökümüz burada. Ama merak etmeyin. Bu Toprakları alıp gitmek için değil. Bu Toprakların gelip dibine gömülmek için.’’ deyip bu ülke topraklarının en dibine gömülen Hrand’ın yurtsuzluğu hiç silinmeyecek tarihinden ülkemin. Ve bunlar gibi yüzlerce yurtsuzluk, sürgün, özlem ve ölüm yaşandı, daha yaşanacak.

***

Genç bir üniversite öğrencisi olarak girdiği cezaevinde ölüm orucuna yatan ve 19 Aralık cezaevi katliamlarıyla F-tipi hücreye atılan, 10 yıl sonra ise hastalığı nedeniyle ‘’Özgürlüğüne’’ kavuşan Yusuf’un son bulan yaşamıydı ‘’Sonbahar’’ filmi. Siyasi kimliğinden dolayı ilk ülkesinin sokaklarında sonra sığındığı kendi köyünde Yurtsuz kalan bir devrimcinin hikâyesiydi. Aklımıza Özcan Alper ismini kazıdı geçti. Sonra merakla beklediğimiz ikinci filmi ‘’Gelecek Uzun Sürer’’le bize merhaba dedi. Üniversitede müzik araştırmaları yapan Karadeniz kızı Sumru, ağıt derlemeleri üzerine yaptığı tez çalışması için Diyarbakır’a gider, Üç ay boyunca kaldığı Diyarbakır'da izini sürdüğü ağıtların öykülerini ararken ertelediği kendi acısıyla da yüzleşir. Bırakılmış bir elveda mektubunun izi yıllar sonra bir köy mezarlığında anlamına kavuşur. Çünkü mezarda yatan Sumru’nun kayıp sevgilisi, kendi dilinde suskun, kendi toprağında Yurtsuzdur.

 

 

Özcan Alper’in son filmi ‘’Rüzgârın Hatıraları’’ ise geçtiğimiz günlerde vizyona girdi. Film 1940’ların başında, devrimci bir Ermeni gazeteci olan Aram’ın, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hitlerci bir tutum takınan hükümetin provokasyonları nedeniyle mecburen ülkeden ayrılıp Sovyetler Birliği’ne geçmek üzere bir sınır köyünde beklerken yaşadığı yurtsuzluğu anlatırken Aram, aynı zamanda 1915’te yaşadığı büyük acının izlerini de anılarında yaşayarak seyirciyle paylaşıyordu.

 

 

 

Özcan Alper’in üç filminde de en çok hissettiğim duyguydu Yurtsuzluk. Bir devrimcinin yurtsuzluğu... Bir kürdün yurtsuzluğu ve bir Ermenin yurtsuzluğuydu. Ama zannederler ki bizim bu ‘’Yurtsuzluğumuz’’ sadece devletin başına beladır. Oysa göz alıcı renklere bürünmüş dünyamızda, ‘’Azınlık’’ olmanın rengi; karadır. Gizlenmenin karası, yakalanmanın belası, sürgün edilmenin yarası ve öldürülmenin vedasıdır. Öyle yapışmıştır ki üzerimize bu kara. Karadeniz’in yeşiline dahi sığınsan, deresine, sisine saklansan yine bulup kurşun sıkarlar ardından... Sobelemeyi iyi bilen bir zamanın saklambaç oynayan çocuklarıyız.

Bu yazı toplam 173 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.